12 Eylül 2008 Cuma

Ütopik İtimat

Ütopik itimat da nedir, diye soranlara…
Yoksa blogumu kusursuz karamsarlıklarla doldurmaya niyetli değilim.
Ütopik itimat, su katılmamış hayal kırıklıkları ütopyası İtimatya’nın sakinlerinden biridir, bendenizdir.
İnsanlara ve kendimize olan güvenimizi kaybettiğimizde saklanacak bir delik ararız. Kimseyle konuşmak, görüşmek istemez hatta bunu daha da ileri götürür, insan olduğumuzu yadırgamaya başlayıp başka bir dünyadan gelmiş olup olamayacağımızı düşünürüz. Kırılmış hayal parçalarının içine deve kuşu gibi kafamızı gömüp bütün dünyadan saklanmak isteriz.
İşte burası da orası. Peki bu İtimatya’da insanlar nasıl yaşıyor?
Hiç, hiç… Burası koca bir beyaz delik. Güneşi göz kamaştırdığı halde migren hastalarının, hatta albinoların bile memnuniyetle uğrayabileceği huzur dolu beyaz bir kuyu. Öyle harika yönetim şekilleri, muazzam yaşam alanları vaat etmiyor. Sadece duymak istediklerinizi duyuyor ve görmeniz gerekenleri görüyorsunuz. Zaten kimse duymak istemediğiniz bir şey söylemiyor çünkü herkes sizin derdinizden muzdarip. Kafanızı karıştırmaya çalışan kimse yok. En iyi gördüğünüz şey de gözünüzün önü ve beyaz huzur. Sonuçta kocaman bembeyaz bir kuyuda güven duyamayacağımız ne olabilir ki? Tek sorun dünyada yaşadığımız sürece burada da uzun süre kalamayacak olmamız. O yüzden en fazla sıklıkla uğrayabiliyorum.
İtimatya’ya her seyahatimde sevgili arkadaşım ve bahtsız besteci Antonio Salieri’de görmeye gidiyorum. Zavallı arkadaşım Salieri, gerçek dünyada güvenin zerresinden nasibini almadığı için şimdi İtimat’ya da yaşayabiliyor. En azından bunu hak etti. İşte arkadaşım:

ANTONIO SALIERI
1750-1825 yılları arasında yaşamıştır. Aslen İtalyan olmasıyla birlikte orta yaşlarında Avusturya Krallığına bağlı bir müzisyendi. Joseph II döneminde Kapellmeister olmuştur. Bilinenin aksine kendi döneminde Mozart'a rağmen en iyi besteci ve müzisyen olarak görülüyordu. Çünkü "dahi çocuk Mozart" çocukluktan çıkmıştı, eskisinden daha iyi besteler yapsa da elit kesimden eskisi kadar ilgiyi göremiyordu. Ve bu sırada saray kapellmeisteri Salieri daha çok ilgi görüyordu. Bunu öğrenci sayılarından da görebiliriz. Ünlü olarak bildiğimiz Beethoven, Franz Liszt, Schubert'in hocasıydı. Kaynak: http://tr.wikipedia.org/

Ama sonra bütün çalışkanlığına ve disiplinli çalışma tarzına rağmen Mozart çılgın karakteri ve amansız dehasıyla Salieri’nin önüne geçmeyi başardı. Salieri ona karşı öfkeliydi evet. Ama haklı bir öfkeye kim ne diyebilir? Sadece bu öfke Salieri’yi Mozart’ı zehirleyerek öldürenin kendisi olduğunu iddia edecek kadar yeterli midir? Mozart’la aynı dönemde yaşamış olmak onun suçu mudur?
Sana inanıyorum sevgili Antonio Salieri. Sana yazdığım her şeyi kendime de yazıyorum. İtimatya’da mutluluklar dilerim. Beni bekle…

1 Yorum:

heyula dedi ki...

utopya nin biletleri hangi firmadan alınabiliniyor? :)