31 Ekim 2008 Cuma

İrem/ Akgün Akova

Bana şöyle bir bak diyorsun,
Alıcı gözüyle, tepeden tırnağa,
Yeni dalınmış uyku gibi bak.
Çobanların söndürmeyi unuttuğu dağ ateşi,
Kaleden kaleye uçurulan ak güvercin,
Rüzgâra emanet edilen fısıltı gibi,
Yazdan kalma bir gün gibi bak bana.

Bana şöyle bir bak diyorsun,
Posta kutusuna gece yarısı bırakılan bir mektup gibi,
Kızağından kayıp bitmeden denize inen bir tekne,
Gökyüzünün denizyıldızlarıyla dolduğunu gören,
Bir dalgıç gibi bak.
Akşam kırılmaya baslarken içimde,
Dağılan bir ilkokulun zili gibi bak bana.

Bana şöyle bir bak diyorsun,
Bir işin demetine sarılır gibi bak.
Unuttuğum ve istesem de,
Yüzlerini bir türlü anımsayamadığım
Çocukluk arkadaşlarım gibi.

Kahve fincanına damlayan gözyaşı,
Kara düşen kandamlası gibi,
Diyorsun ki -evet, mavi gözlerinden bile ürpertici bu-
Kınından çıkarılan bir hançer gibi bak bana.

Bana şöyle bir bak diyorsun.
Yaşama sevincini sana ben veriyormuşum gibi,
Sevgilin olmasam da sevgilinmişim gibi bak.
Kumsalda bırakılan ayak izi,
Kanadın üzerine değen bulut gibi,
Kayalıklara sürüklenen bir gemiye,
Yanıp sönen deniz feneri gibi bak bana.
Çünkü unutmamanın eşiğidir
Ve anımsamanın kapısıdır bakmak.
Sevgili İrem
Bunun için bile kibrit çakılabilir
Okyanusun kıyısında,
Karanlıkta.
Bir kedigözü gibi
Pençeleriyle dolaşırken aşk…

0 Yorum: