27 Aralık 2008 Cumartesi

Victor Hugo Kadınları

Dünyanın en hüzünlü şarkılarından biri: Carlos Varela’dan Una Palabra’yı dinlerken kırgın Victor Hugo kadınlarının hayatlarını okuyorum. İspanyol ezgilerine rağmen Paris manzaralarına bakıyorum.
Binlerce insana binlerce hayal dünya kurduran adamın kendine kurduğu gerçek dünyanın kahramanlarının birçoğumuzun kaçtığı hayatlara dâhil olduğunu görünce şaşkınlıkla gülümsüyorum.
Üzülüyorum da üstelik. Hugo için mi, Adéle için mi, Juliette için mi yoksa Leonie için mi olduğunu bilmeden.
İnsan ruhunun haritasını çizebilenlerden saydığım Victor Hugo’nun kadın ruhlarına attığı çizgilerin sebebi kendi ruhundan silemedikleri miydi, bilemiyorum.
Onu yarattığı dünyalarda severek, oraya bakarak düşünüyorum.

Kendisini en yakın arkadaşlarından biriyle aldatan karısı Adéle’e olan bütün aşkına rağmen çok kadın sevmişti Hugo.
Belki yarattığı dünyaların büyüsüne kendi de kapılmış, belki onları ona ait olmayan gerçek dünyaya da o büyüyle süsleyip koymuştu.
Çok kadın da onu sevmişti anlayamadığımız gibi sebepsizce.
Adéle ile evlendiği yıl tanıştı Juliette’le. Güzel tiyatro oyuncusu şöhretin sağladığı bütün şaşalı hayatı kısa sürede terk etti. Tek başına sıkıntılar içinde yapayalnız bir evde Hugo’yu bekleyerek yaşamaya razı oldu.
Ne var ki Hugo için güzel Juliette ne ilkti ne de son.
Leonie isimli sevgilisi yedi yıl süren ilişkilerinden sonra kendisini terk eden Hugo’dan intikam almak için, Hugo’nun ona yazdığı bütün mektupları Juliette’e postalayacaktı.
Bu aşk kavgasından en acı yarayı alan Juliette de olsa ölümüne kadar Hugo’nun yanından hiç ayrılmadı.
Hugo’nun çizgilerinin büyüsünü, sevgililerine yazdığı mektuplara bakınca sebep bulmak hiç de zor değil aslında.

Victor Hugo’dan Juliette Drouet’ye…
31 Aralık 1851
Bu zulmet ve şiddet dolu günler boyunca harikuladeydiniz Juliette’im. Sevgi istedim, verdiniz, teşekkürler! Gizlendiğim yerlerde sürekli tetikte beklemekle geçen gecelerin sonunda, kampımda, parmaklarınızda titreşen anahtarların sesini işittiğimde o kötülükler ve karanlıklar yok oluyordu; içeriye ışık giriyordu. Çatışmanın kesildiği demlerde yanıbaşımda olduğunuz o korkunç ama bir o kadar da tatlı sesleri unutamayız. O küçük karanlık odayı, tavandan, duvarlardan sarkan o eski şeyleri, yan yana duran iki koltuğu, masanın bir köşesinde yediğimiz yemeği, getirmiş olduğunuz o soğuk tavuğu ömrümüzce unutmayalım; tatlı sohbetlerimizi, okşamalarınızı, kaygılarınızı, adanmışlığınızı hep anımsayalım. Beni sakin gördüğünüze şaşırmıştınız. Bu dinginlik nereden geliyor biliyor musunuz?
Sizden…


(Alıntı: Aşkoğrafya – Serkan Özburun – Kaknüs Yayınları)

(Kaynak: K Dergisi 111.Sayı)

1 Yorum:

sacma dedi ki...

man of fire ost