16 Ocak 2009 Cuma

Albert Camus'nun Düşüş'ü ve Saine Nehri'nin Gizemli Kadını

Seine Nehri’nin Gizemli Kadını


20.yy’ın ilk döneminde, genç bir kadının ölümünden sonra yapılmış olan maskesi, Avrupa’da kapış kapış satılmaktaydı. “Inconnue de la Seine/Seine nehrinin gizemli kadını” olarak bilinen kadına ait olan ve garip bir şekilde gülümsediği betimlenen bu maskenin gösterdiği yüz, zamanın birçok edebiyat çalışmasına, yazarlara esin kaynağı olmuştu. 1920’li ve 1930’lu yıllarda, bu maskeye ve yüzüne gönderme yapan birçok ünlü yazar bulunuyordu.
Kadının bedeni, 1880’li yılların sonunda, Seine nehrinde, Louvre’a yakın köprülerin birinin altından çıkarılmıştı. Tecavüz belirtisi yoktu. İntihar ettiği kanısına varıldı. Saç biçiminden, Paris’in köylerinden olduğu düşünülmüştü. Belki yakındaki dükkânlarda çalışan biri, belki bir dilenciydi. Cesedi Paris morguna kaldırdılar. Kimlik teşhisi için, bugün Notre Dame’ın arka tarafına düşen morgda, belki birileri tanır diye halka teşhir ettiler. Kimse tanımadı.
Kadının ölü yüzü o kadar çekici gülümsüyordu ki, bir tıp öğrencisi yüzünün kalıbını çıkardı ve kadının maskesi yoğun bir talep ile karşılaştı.
Paris’te, Seine nehrinden ölülerin çıkarılması, şehrin günlük hayatında her zaman alışıldık bir yer kaplamış. Son bir yıl içerisinde nehirden 50 civarında ceset çıkarılmış, 146 kişi sağ salim kurtarılmış, 90 kişi intihara yeltenmiş, yaklaşık 70’i kurtarılmış. Nehir, insanları her daim kendine çekmeye devam etmiş.

Sanat ve Seine Nehri’nin Güzeli

Edebiyat, 16 yaşında öldüğü düşünülen bu kadına yoğun ilgi gösterdi. Albert Camus, Seine nehrinin gizemli kadının gizemli gülüşünü Mona Lisa ile karşılaştırdı. Gizemli gülüş önce Fransız burjuvazisine, oradan Almanya’ya yayıldı, oturma odalarında, çalışma odalarında süs eşyası oldu.
Rainer Maria Rilke, Alman şair, heykeltraş Auguste Rodin’in özel sekreteri olarak çalışırken, heykeltraşın kalıp dükkânında maskeyi gördü. Yıl 1905’di ve şair kendi kendine mırıldandı: “Yalancı bir gülüşle, sanki biliyormuş gibi gülümseyen, morgda bir kenara atılmış güzel, genç bir kadının yüzü.” Daha sonra, Rainer Maria Rilke, Paris yıllarında yayınladığı tek romanı Die Aufzeichnungen des Malte Laurids Brigge/Malte Brigge’nin Notları’nda, ziyarete gittiği bir evin duvarındaki maskeden bahsederken, kendini suya bırakan bir güzelin yüzünden yapıldığını ve maskenin, her şeyin farkında gibi gülümsediğinden bahseder.
Seine nehrinin isimsiz kadınının edebi metinlerde ilk kez görülmesi, 1900 yılında İngiliz yazar Richard Le Gallienne’in The Worshipper Of The Image / Surete Tapan isimli novella’sında gerçekleşiyor. Bir şair, bir kadın maskesiyle birlikte kendini ormanda bir kulübeye kapar. Maskeyi yapan kişi Seine nehrine kendini atan genç kadına aşık olmuş kişidir aynı zamanda. Şairin tüm hayali maskenin dile gelmesidir. Olaylar -biraz korkunç biçimde- gelişir.
1934 yılında, Vladimir Nabokov, maskenin gizemli cazibesine kapılıp Almanca bir şiir yazmıştır: L’Inconnue de la Seine. Albert Camus, Seine nehrinin gizemli kadını için “Boğulmuş Mona Lisa gülüşü” diye yazmıştır. Clair Goll, “The Unknown Of The Seine/Seine Nehrinin Bilinmezi”nde, Paris sokaklarını arşınlayan bir resamın, Norte Dame yakınında bir dükkânda, ölü bir kadın maskesinin görünce, kalp krizi geçirip hayatını kaybetmesini anlatır. Maskede gördüğü yüz, uzun zamandır görmediği ve kayıp olan kendi kızıdır.
Maurice Blanchot, Seine nehrinin gizemli kadınının maskesindeki ifadesi için, “Rahatlamış bir gülümseme, o kadar dingin ki, bizleri kadının en mutlu anında öldüğüne inandırabilir” diye yazmıştır.
Louis-Ferdinand Céline, bir yayın için kendisinin fotoğrafını göndermesi istendiğinde, kendisi yerine, nehrin kadınının fotoğrafını çekip göndermişti. Bu tavrıyla, gizemli kadına selam duran büyük yazara ek olarak, heykeltıraş Giacometti de, yapıtlarının gizemli kadınla ilgili olduğunu belirtiyordu.
Sürrealistler de maskeye yakın ilgi gösterdiler. Man Ray, maskenin çeşitli fotoğrafarını çekti ve Louis Aragon’a, kitabı Aurelia’da kullanması için verdi. Aragon daha sonra, düşsel bir geziyi anlatan kitabı için, Seine nehrinin gizemli kadınıyla siyah beyaz bir oyun oynayan Man Ray’ın kitabı gerçekten “yazan” kişi olduğunu belirtmişti.
Modern zamanlarda, hala çeşitli sergiler, reklam çalışmaları ve sanat yapıtlarıyla ilgi görmekte olan nehrin bu gizemli kadını, insanlığın kendi düşlerinin küçük bir yansıması olarak gülümsemeye devam ediyor.

(Not: "Sainte Nehri'nin Gizemli Kadını " ve "Sanat ve Saine Nehri'nin Güzeli" başlıklı yazılar http://www.futuristika.org/2008/05/27/seine-nehrinin-gizemli-kadini/ adresinden alıntıdır.)

Albert Camus’nün Düşüş’ü ve İntihar Eden Genç Kız Görüngüsü
Tamamen rivayetler üzerine kurulmuş olabilecek bu öykünün yansımaları hayret vericidir. Fenomen haline dönüştürülen bir ölü kadın yüzünün Albert Camus’nun “Düşüş” isimli eserine ilham kaynağı olma olasılığı yüksektir. Düşüş’ün başkahramanını Jean Baptiste’in bütün hayatını değiştirmesine ve anlatının asıl meselesini oluşturan içsel sorgulamalarının kaynağını oluşturan olay, Clamence’in şahit olduğu intihar olayıdır. Ayrıca Camus’nun anlatısına adını veren “La Chute” yani düşüş isminin varoluşçu söylemlerle karakterin genel tavrına mal edilebilecek olmasına rağmen bu genç kızın nehre düşüşünü de temsil ettiğini söyleyebiliriz.
Düşüş’ün başkahramanı Jean Baptiste Clamence’in hayatında dönüm noktası yaratan, intihar eden genç kız, önce Camus’nun hayatında yer bulmuş, sonra Camus’nun meşhur karakteri Jean Baptiste Clamence’in hayatında yer almıştır.
Jean Baptiste Clamence’in intiharına şahit olduğu halde müdahele etmediği genç kız yüzünden, hayat sorgulamasına girişmesi, Camus’nün absürt kavramını en yakınında tuttuğu ölüm ile kahramanımızın da düşüşü başlar. Çünkü o bu can alıcı noktadaki kayıtsızlığı ile kendisini insani yanının dışına çıkardığını hissetmiştir. Ona yardımcı olmamıştır, çünkü çıkarlarına ters düşmüştür, yapılacak işleri vardır...
Tanık olduğu intihar eyleminin ardından kendi kendisini yargılamaya geçen Clamence: “Madem yalancıydım, yalancılığımı gösterecek, onlar farkına varmadan ikiyüzlülüğümü, o salakların suratına çarpacaktım (...) Kısacası iş gene yargıyı kesebilmekti. " der. Ardından hayatını baştan aşağı değiştirir. Çünkü eski yaşantısının bir anlamı kalmamıştır artık. Keyif verici erdem numaralarının geçersizliğini fark etmiş ve “düşüş” e geçmiştir.
Clamence’in Mexico City’de’ki dinleyicisine bu olayı anlatışında aslında her normal insanın yaşabileceği tepkiler verdiğini gözlüyoruz. Bir ölüm girişimine şahit olmak Clamence’de olduğu gibi donup kalmamıza, hiç kimseye haber vermeden oradan uzaklaşmamıza neden olabilir. Ancak dinleyici Clamence’e kıza ne olduğunu sorduğunda, Clamence’in bu sorunun yanıtını bilmediğini, çünkü ne ertesi gün ne de sonra gazeteleri okumadığını söylediğine şahit oluyoruz. (S:54) Karakterin kendini yargılama sürecine geçmesinin en önemli noktasındaki intihar aslında Clamence’in o ana kadar önemsemediği insani sorgulamalarının yansımasını gördüğü bir aynadır. Clamence olaydan sonra bir süre boyunca yaşamını hiç bir şey olmamış gibi sürdüğünü söylerken aslında gazeteleri okumayarak bu aynaya bakmak istemediğini de itiraf etmiştir.
Clamence genç kızın intiharını herkesin yaşayabileceği bir olay olmaktan çıkarmış bunu adeta ölümün resmi haline getirmiştir. Eserin sonunda Clamence’in dinleyicisinden genç kız ile ilgili söylediklerini tekrar etmesini beklemesi de aslında Camus’nun okuyucudan kendisini bu intihar olayı üzerinden yargılamasını beklemesinin karşılığıdır. (S:108) Clamence’in ölümün resmini çizdiği, hayatını sorgulamaya başladığı bu olay intihar eden genç kız görüngüsünün karakterin gözündeki yansımasıyla okuyucunun kendisini özdeşleştirmesini sağlamaktır.

Kaynakça: http://www.felsefeekibi.com/

Albert Camus - Düşüş (La Chute) Can Yayınları

6 Yorum:

Özkan dedi ki...

bundan elli küsur yıl önce yazılmış olmasına rağmen bugünün toplum ilişkilerine ve ikiyüzlülüğüne dayalı insan davranışlarını mükemmel bir şekilde anlatmış ve eğer hangi kitap hayatınızı değiştirmiştir sorusuna yegane cevap olabilecek kadar etkileyici bir eser olduğu su götürmeyecek kadar gerçek olan şaheserdir..!

LeyLalar dedi ki...

Albert Camus'nun Dusus'unu fransizca olarak bundan belki de 4 yil once Bruksel'den almistim.

Yaziniz sayesinde kitaba esin olan olayi ogrenmek, birkac gundur aklimda olan bu kitap icin beni daha da heveslendirdi.

Sevgiler,
LeyLalar

TolgaEtker dedi ki...

Sen hava olsun diye kitap al, 4 sene yüzüne bakma, anca birilerinin yazdığı yazılar okumaya heveslendirirse öyle oku..

İrem Nas dedi ki...

İyi bir şey yaptığımı düşünerek sevineceğim öyleyse.

Albert Camus Türkiye dedi ki...

Size nasıl ulaşabilirim..
https://www.facebook.com/A.CamusTurkiye

İrem Nas dedi ki...

iremnas@gmail.com