22 Nisan 2009 Çarşamba

Onur


Bana ikiyüzlüsün dedin ve ben ne yazık ki hayır değilim, diyemezdim.
İnsan olmanın onuruna hangisi yakışır, çünkü bilemezdim.

18 Nisan 2009 Cumartesi

Diabolique ve Aboulique

“Diabolique” Fransızcada “şeytani” demektir. “Aboulique” ise “iradesini yitirmiş” anlamına gelir. Son günlerde kendime karşı sergilediğim kayıtsız tavırlar için “aboulique” sıfatını çok uygun buldum. Ancak sırf huzurum bozulmasın diye bu kayıtsızlık halini abarttığımı düşündüğümden kısmen “diabolique” de sayılabilirim diye düşünüyorum. Her neyse. Bazı zamanlar aynı harflerle başlayan ya da kafiyeli biçimde biten kelimelerin birbirleriyle hiç de alakası yokmuş gibi görünseler de gizemli bir ilişki içinde olduklarına inanırım. Bunu kendime ispatlamak için hepsini bir araya getirip fantastik cümleler kurar ya da ruh haletleriyle ilgili uyarlamalar yaparım. Bu günlerde de diabolique aboulique ilişkisine takıldım anlayacağınız. Daha önce de uzun süre boğuştuğum bir tür kelime gurubuyla kendime bir cümle kurup, Da Vinci’nin şifresini çözmüş gibi ağzım kulaklarımda gezip durmuştum. Cümle şuydu:

Tanrı’nın itiyadı; itikatla ibadet, sanatçının itiyadı; işretle istidat, yöneticinin itiyadı; istinatla itaat, Bendenbenkim’in itiyadı; itimatla ifşaat… Bu ne izahat heyhat!

Bu cümlenin anlamı ise aşağı yukarı şöyle birşey:
Tanrı’nın huyu; inançla ibadet, sanatçının huyu; alkolle kabiliyet, yöneticinin huyu; dayanaklı itaat, Bendenbenkim’in huyu; güvenle dile getirme… Bu ne biçim açıklama yahu!

Vizelerin bitişi üstüne kendime yeni bir kelime kokteyliyle kutlama yapmak istiyorum ama aklıma bir şey gelmiyor...

10 Nisan 2009 Cuma

Küresel Mim

http://pcoyunlari.org/ sahibi Orhan, birkaç blog yazarını “küresel kriz” konusunda mimlemiş. Dünya umurumda değilmiş gibi davranmayı seçip sanat dünyasının gerçek dünyaya ait olmayan parçasında kaybolmuşken bana böyle bir konu hakkında yorum yaptırabildiği için kendisin tebrik ediyorum. Ancak bu mimi dağıtmayı da reddediyorum.
Her neyse… Efendim; canım Amerikalı boğazından kısıp kredi borçlarını ödeyemedi diye dünyaya malolmuş ekonomik zelzele, nam-ı diğer “küresel kriz” yine popüler kültür memleketi Amerika’nın sevimli, sevgili, naçizane gündem markalarından birinin diğer adıdır. Popüler kültürü kendi modasına adapte edemeyen üçüncü dünya ülkesinin dar gelirli memur vatandaşına panik yaptırılmış, devletin ödediği maaşların yastık altı yapılmasına yol açmıştır. Sanayi, manayi, işçi, esnaf güruhu da artık yabancı yatırımın neresinden teğet geçtiyse garipleri oynamak durumunda kalmıştır. Amerikacığımız ise milyonları havaya savurmaya devam ederken zavallı bankasını sabah kuşağı kadın programlarının acıklı manzaralarına gark etmiş, böylece reytingini yükseltmiştir. Ülkesine yatırım yapan yabancının paralarını el koyduğu finans şirketleri sayesinde yepyeni bir acıklı manzara programı yapmak için yalamış yutmuş, elin yabancısına da aaa canııım kıyamaaam, sizin paralar biz kaldı ama bak aç milletimizin karnını doyuruyoruz, yazık değil mi bizeee, demiştir.
Zaten bunun üstüne denecek tek şey aferindir. Zaten bizim hükümet markasının en güzelinden plazma televizyonumuz da vardır. Önlem olsun diye evde oturup hükümet televizyonumuzdan ekonomik zelzele izler, ekmeğimizi evimizde pişirip, üstüne de günde beş defa şükür edersek problem kalmaz. Hamdolsun Amerika, seni izlemeye devam ediyoruz. Aç Amerikalı için: El Fatiha...

9 Nisan 2009 Perşembe

Bonjour Tristesse (Günaydın Hüzün)


Bonjour tristesse
Tu es inscrite dans les lignes du plafond
Tu es inscrite dans les yeux que j'aime
Tu n'es pas tout à fait la misère
Car les lèvres les plus pauvres te dénoncent
Par un sourire
Bonjour tristesse
Amour des corps aimables
Puissance de l'amour
Dont l'amabilité surgit
Comme un monstre sans corps
Tête désappointée
Tristesse beau visage.

(Paul Éluard, La Vie Immédiate, 1932)

Elveda Hüzün
Günaydın Hüzün
Tavanın çizgilerinde yazılsın
Sevdiğim gözlerde yazılsın
Pek de mutsuzluk sayılmazsın
Çünkü en zavallı dudaklar seni ele verir
Bir gülümseyişle
Günaydın Hüzün
Sevilesi bedenlerin aşkı
Aşkın Gücü
Sevimliliğiyle ortaya çıkıveren
Gövdesiz bir canavar gibi
Körelmiş başıyla
Güzel yüzlü hüzün.
(Paul Eluard, Dolambaçsız Yaşam, 1932)

Not: Françoise Sagan’ın Bonjour Tristesse isimli eserinden alıntıdır.

5 Nisan 2009 Pazar

Kara Kalem'e

Çok bıkkın, çok kırgın bir zamanda yazdığım bir yazıya yaptığı yorum sayesinde tanıştım onunla. Kızmıştı bana… “Biz kaybeden bir gençlik daha olsun istemeyen o gençlikten geliyoruz. Bizi daha fazla üzmeye hakkınız yok,” dedi diye ben de kızmıştım ona. Bir sürü şey söylemişti de daha çok kızmıştım. Ben kime kırgındım, niye bıkkındım, kime yazmıştım o yazıyı, ne bilirdi ki o?
Sonra yorumunu sildi. Kendi kendine düşünmüştü belli. Karşısındaki bir çocuktu ne de olsa. O çocuk kendi bilse ne demek istediğini öyle yazar mıydı zati?
O çocuk kendi ne demek istediğini bildi de, ona ne demek istendiğini bilmeden cevap verdi o yoruma tüm çocukluğuyla.
Çocuk ne bulmayı bekledi bilinmez ama Kara Kalem onun çocukluğuna verdi, gönlünü aldı. Çocuk da unuttu gitti.
Sonra çocuk arada uğrar oldu Kara Kalem’in sayfalarına. O sayfalarda küçücük bir ev vardı. Bir baba, bir kız… Bir hayata konuktu uğrayanlar… Miroş’a gülümser, Hamdi Baba’yla evin diğer konuklarından sohbetler dinler, düşkün şiirler okur, güzel bir şarkı duyar, öyle giderlerdi. Biraz hüzünlenir ama… En çok hüzünlenir belki…
Sonra hep oradaydı Kara Kalem, ne zaman gitseniz o evdeydi. Bir şey deseniz hemen cevap verirdi.
O eve uğradıkça anladı çocuk Kara Kalem’in ona ne demek istediğini…
Kırgın kırgın gezindi durdu oralarda hep, ama diyemedi ki, anladım diyemedi…
Anladıkları yaşının çocukluğuna sığmazdı ki…
Demek istediklerine bir “anladım” yetmezdi ki…

Yanlış anlaşılma diyalektiği

Yanlış anlaşılmak ne kadar kötü bir şey… Gerçekten anlaşılamamaktan ziyadesiyle daha kötü… Hatta hiç öyle düşünmeseniz dahi karşınızdaki kişiye aslında yanlış anlaşılmanızın sebebinin sizin anlatma şeklinizden kaynaklandığını nezaketen de olsa söyleme durumda kalmanız çok daha kötü. Ha, bütün bunların en kötüsü ise sizinle duygudaşlık kurmaya çalışmadan, kibarlığınızdan “bakın beni yanlış anlıyorsunuz” yerine, “sanırım yanlış anlatıyorum” demenizi egolarını şişirmekle kullanan kişinin gözlerine içine bakma durumunda kalmanız ki… Her neyse…
Hayatınızı birlikte sürdürmek durumunda olduğunuz iş arkadaşlarınız, patronlarınız, okul arkadaşlarınız ya da hocalarınız olunca tabi bu durum acıklı bir hale dönüşmekte daha da hız kazanıyor.
Gerçekten anlaşılmadığınızı düşündüğünüz bir ortamda susmayı seçişiniz fikrinizi ifade ettiğiniz yerde sizin fikrinize dair süregelen ama varlığınızın saf dışı edildiği kusursuz bir tartışmaya dönüşebilir. Haklı olarak bu durumda sessizce ortadan kaybolmayı tercih edebilirsiniz. Tabi tavrınızın ortalığı karıştırıp sırra kadem basmak şeklinde bir politika gösterisi olarak algılanmasını göze alabilecekseniz.
Ya da biraz güvendiğiniz önsezileriniz ve yargılarınızla konuşma şekli geliştirdiğiniz, iletişim kurmamaktansa bu şekilde iletişmeyi göze aldığınız insanlar tarafından ikiyüzlü yaftasıyla yargılanmayı da tercih edebilirsiniz.
İkiyüzlü ve politikacı yaftasını kabul etmeniz durumunda da bencillikle suçlanma ihtimaliniz yüksek.
Bencil olduğunuzu kabul etmeniz ise davranış şeklinizin yine en başta olduğu gibi bir politika gösterisi olarak yorumlanmasına yol açacaktır.
Yani, yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar diyalektiğine muazzam bir örnek işte.
Bazen eğlenceli de olabiliyor aslında.
Yani bu iletişim şeklini kanıksayıp, aslında yaptığınızın ikiyüzlülük, bencillik ve politikacılık olduğundan emin olmadığınız halde bu şekilde yorumlanmasından dolayı öyle olup olmamanızla ilgili tuhaf bir kuşkuya kapılabilirsiniz. Hatta abartıp işi ikiyüzlü, bencil veya politikacı olmanın pek de kötü bir şey olmadığını düşünmeye vardıracak kadar ileri götürebilirsiniz. Bence bu kısım eğlenceli sayılır.
Hayır, yani bazen insan sırf bazıları sussun diye kabul ettiği yaftaları üstünde taşımaya tuhaf bir şekilde alışabiliyor. Ya da yaftalarına kendince anlamlar yükleyip, yakasına rozet yerine sucuk markası taktığının farkına bile varamayacak kadar kendinden geçebiliyor.
Sanırım bu da bir tür delilik alameti.