16 Ekim 2010 Cumartesi

“Burada insanlık yarın gösterilecektir.”

İnsanları cinsiyetlerine, ırklarına, eğitim seviyelerine, sosyal statülerine, dinlerine ve milletlerine göre sınıflandıranlara hayranım. İnsanlara gösterecekleri saygının seviyesini bu sıfatlarla belirleyerek hiyerarşik düzen kurabilmeleri, kimseyi birbirine karıştırmak istemeyecek kadar özenli olduklarını gösteriyor. Aralarında mütemadiyen çok fazla insanlık sergilemekten, insan olmayı sıklıkla unutanlar da çıkabiliyor. Ne de olsa aynı eylemi her gün yaparsanız, ertesi gün onu yapıp yapmadığınızı hatırlayamamanız olası. Böylelerinin ne kadar özverili olduklarını fark ettikçe kendimi çok bencil buluyorum.

Bugün aptallık havası alınan zekânın enjektörle zerk edilebileceğini iddia eden birini tanıdım. Bu farkındalık karşısında kendimden utandım. Üstelik zekileri ve ahmakları aklıselimlerle ve iyi insanlarla, duygusalları ise duyarlılarla, aynı hassas tartıda tarttığını ve sürekli değişen değerleri düzenli aralıklarla not aldığını söyledi. Tanrım bu ulviyet…

Tanrı demişken. Tanrıma duyduğum sadakati en ufak bir riyakârlığa yer bırakmadan mevki ve diploma sahiplerine de gösteriyorum. Sanırım beceriksizim, çünkü hâlâ yeterli memnuniyet sağlayamadım. Öyle birileri ki bu tapılası kişiler, eşit olmayan şartlara farkındalık geliştirerek hayranlık uyandırıcı bir hümanistlik geliştirmişler. Bütün edinmişliklerin şeklen aynı olduğu düşünülünce herkes eşitmiş. İnsanların edinmişliklerini şartlarına göre değerlendirirsek bu resmen ayrımcılık olurmuş. Evet, bu demokrasiye külliyen aykırı! Nasıl da bunu atlayacak kadar aptal olabildim! Bunca zaman insanları eşit şartlarda değerlendirmekle, insanları eşit şekilde değerlendirmenin farkını bile kavrayamamışım!

Yine de “insanlığımla” yargılanmaya değer bulunduğumda kendimi çok şanslı hissediyorum. Yargısız infaza maruz bırakıldığım olmadı. Genelde yargılanarak infaz edilme konusunda çok talihli oldum. İnsan hakları evrensel beyannamesini okuduktan sonra bile hak olanla hak olmayanı birbirinden ayırt edemeyen birine resmen bahşedilmiş bir şans bu.

İnsan olmanın onurundan, bihabermişim görüyorsunuz. İnsanlara sıfatlarına göre hiyerarşik şekilde değer vermeyi öğrenememişim. İnsanları nasıl yargılayacağımı, onlara kendilerini sıfatsal sorularımla nasıl değerli hissettireceğimi öğrenememişim. Bunca zaman yaptığım ikiyüzlülüğün ve duyarsızlığın haddi hesabı yokmuş!

Zavallılığımı fark edince ölmek istedim biliyor musunuz? Ama biri bana engel oldu. Mevkili bir insan, her şeye rağmen yüreğime su serpti. “Kendini büsbütün, olduğun gibi kabul etmelisin, değişmeye çalışmak kadar saçma bir şey yok,” dedi. Sevindim… Hala biraz insan kalabilmişim, hâlâ herkesten bir şey öğrenebileceğimi sanmak yerine “iyi eğitimli ve mevkili” kişileri dinlemem gerektiğine kanaat getirebiliyormuşum.

Tek bir cümleyle beni ikna etti, çok şanslıyım. Gerçekten zavallı bir ahmak olabilirim ama şanslıyım. Şükürler olsun…

Sevgilerimle ve saygılarımla, teşekkür ederim.

4 Yorum:

Adsız dedi ki...

hayat işte.onlar senin içini göremezler ancak dışına bakarlar. en kotu anda bile arkadasın için kendinden feragat edeceğini bilemezler. bırak bilmesinler irem sen onlar için değil,biz için varsın. (bazen senin içini tam görmeyi beceremesekte.) seni özleyen bi arkadas yüreği olduğunu unutma :(

bendenbenkim dedi ki...

Değerli adsız arkadaşım, o ne kıymetli... Ben unutmam, sen de unutma.

İnsanat dedi ki...

Aradığım tarzda blog yazarlarından birisiniz , yakın zamanda dönüp yazılarınızı tek tek okuyacağım.

bendenbenkim dedi ki...

Teşekkür ederim. Ben size uğradım çok memnun oldum, her zaman beklerim. :)