3 Ekim 2010 Pazar

Şemsiyem Canım


Şemsiyem canım,
Yağmur yağdı yine bir gün,
Nasılsa bu defa sen yoktun…
Nasıl da yağdı, görmesen inanmazsın.
Kaçamadım, durdum öyle,
Durdum öyle, durdum kaldım.
Konuşmadım, çalışmadım,
Uyumadım, yazmadım,
Gülümsedim de bazen, güldüm de…
Ağladım da hatta…
Aklım da başımdaydı,
Aklım da ıslaktı,
Bakma aklım da yerinde bir yerde…
Kahrolası aklım, bırak aklımı,
Aklım ne sert, ne eski taş gibi…
Bak gönlüme, gönlüm de yerindeydi,
Gönlüm de ıslaktı,
Gönlüm yağmura talim, karabalık…
Kahrolası kalabalık, bırak balığı,
Gönlüm ne çözgün, ne yeni, düş gibi…
Gönlüm sevi çamuru, aklım kâğıt hamuru,
Şemsiyem canım, sen yoktun,
Sen yoktun, ben ıslandım.
Aklımdan kaydım, gönlüme düştüm.
Ellerim çamurlandı, tertemiz,
Sevi çamuru, toprak koktu mis gibi.
Kalktım, yürüdüm gittim bir yerlere.
Herkesin yerindeliğine yürüdüm.
İnsanlar, insanlar ne karabalık.
Kahrolası insanlar, bırak insanları,
İnsanlar hep güneşli günlerin…
İnsanlar kâğıttan mendiller getirirler yağmura.
Desem yağmurdan, şemsiyem yoktu,
Yoktu şemsiyem canım,
Kâğıttan mendiller getirirler,
Sil ellerini, gönlünü derler,
Ne yağmuru, denize düşmüşsün sen, derler.
Ağlamakla ıslanmış birini dahi görseler…
Bırak şemsiyeyi, bir kayık edin...
Derler öyle, söyle sussunlar.
Susmadılar işte, söyle neyin var?
Susmadılar işte, ben sustum yine.
Her şey, herkes bir daha yerli yerinde...
Susmakla, görmekle yoruldum ama
Nasılsa alışmakla kururdum.
Kâğıttan mendiller getirdiler
Mendilleri aklıma kattım,
Kocaman hamurlar yaptım.
Ellerimi de silmedim, kokladım.
Silmedim, kokladım, sana söyledim.
Sana söyledim, bir de yağmura…
Söyledim de, duymakla inanmadınız,
Siz de öyle sandınız…
Denize düşmedimdi ki ben,
Tükenir yağmura talim,
Nefessiz karabalık,
Şu kaldırım gölünde...
Anca yağmura durdum.
Çırpınmadım durdum öyle, görmediler.
Görmedin, kalabalıktım…
Ondan bu yağmurda, yoktun şemsiyem canım.
Ondan sen de bana inanamadın…

2 Yorum:

Hayalin Derinlikleri dedi ki...

Mürekkep damladı kağıda. Yağmur ise gönlüme. İz bıraktı sessizlik, duyduğum sesler içinde.Kırdım kalemimi ve attım şemsiyemi. Bıktım nizami hissetmekten ve öyle göstermekten.
Kırdığımda kalemimi... Mürekkep gibi aktım.Attığımda şemsiyemi, gökyüzünden ben yağdım. Sonrasında dünde değil de, yarınlarda oyalandım. Ve çokça yüzdüm sonra kendimde. Deniz oldum, boğulduğum yerlerde. Ve rüzgar oldum kimi zaman.Pencerenin açılması uzun sürdüğü için geç oldu bunu anlamam.
Ben kâinattım, ben "herkesin yerindeliğinde yürüyendim", ben insandım...
Ben bunu...Kalemimin kırıldığı gün kavradım...

bendenbenkim dedi ki...

Kırık kalemlerden damlayanların şerefine o zaman...