18 Kasım 2010 Perşembe

Inception

Inception 2010 yılı ABD yapımı bir Christopher Nolan filmi... Bilimkurgu ve aksiyon türlerine yakın duran filmin dünyanın en ünlü sinema portalı “The Internet Movie Database” istatistiklerinde kullanıcıların oylarıyla 4. sıraya yerleştiğini ve izlenme rekorları kırdığını da ekleyerek kısaca konusuna göz atalım:

Dom Cobb (Leonardo DiCaprio) insanların rüya görme anında, bilinçaltının derinliklerinden sırlar çalan bir hırsızdır. Cobb marifeti sayesinde her yerde aranan uluslar arası bir kaçak olmuştur. Yine bu inanılmaz marifeti sayesinde eşi Mal’ı (Marion Cotillard) kaybetmiştir ve çocuklarını görememektedir.

Muazzam iş adamı Saito (Ken Watanabe) Cobb ‘dan takımını toplamasını ve bunca zaman yaptığı şeyin tam tersini yapmasını ister. Bu sefer bir fikri çalmayacak, Saito için tehlike arz eden başka bir iş adamının zihnine bir fikir yerleştirecektir. Cobb'a görevini düzgün yaptığı takdirde suçlarından arınma ve çocuklarına kavuşma şansı sunulmaktadır.

Inception, rüya ve bilinçaltı temalarını işlediği için türdaşı büyük bütçeli popüler aksiyon filmlerinden farklı bir yere sahip, iyi bir film. Ancak temasının karmaşıklığına aydınlık getiremediği için haleflerinin yanına kısılıp kalma gibi bir sıkıntısı var.

Filmin ilk yarısını Cobb’un ne iş yaptığını anlamaya çalışmakla durağan bir halette geçiriyoruz. Nolan hitap edilebilirlik kitlesini düşünerek kör gözüne parmağım söylemleriyle bize rüyaların nasıl çalınacağını anlatıyor. İşin eğlenceli aksiyon ve uygulama kısmına ikinci yarıda nail oluyoruz. Yalan söyleyen insanların anlattıkları kurguyu sondan başa tekrar anlatmalarının istenmesi durumunda açık verdikleri söylenir. Nolan da konunun karmaşasından sebeple rüyaya fikir yerleştirme uygulamasına döndüğü anda açık vermeye başlıyor ve o büyüleyici konu aksiyona, görsele, duygusal dozu artmış emperyalizm ve aile propagandalarına heba olup gidiyor. Zaten bunca şıklık karmaşası içinde mantıksal detaylara dönülmesi de mümkün olmuyor. Aslında sorun temelinde böyle bir temanın aksiyon filmine adapte olabilme çabasında yatıyor. Aynı sorunu 10 yıl önce benzer halette bir film olan Matrix’te de görmüştük. Matrix de felsefi sorunlarını devam filmlerinde aksiyona ve görselliğe kurban etmeye meyil göstermişti.

Bu halde filmin karmaşık konusunu içinden çıkarırsak popüler yönetmenlerden Rolland Emmerich’in vasat kıyamet filmi 2012’den çok da farklı bir yapım göremiyoruz. Böylece Inception “konu” mezusunun ne kadar önem arz ettiğiyle ilgili soru işaretleri uyandıran bir sinema filmi olarak kalıyor. Christopher Nolan gibi zekice, usturuplu, mütevazı filmler yapmış bir adamın 16 yaşından beri yapmayı hayal ettiği rivayet edilen bu işini bu kadar süslü bir tabağa oturttuğuna inanmak mümkün değil. Bir görselin “ne” anlattığı değil “nasıl” anlattığı önemiyle aksiyona çok da yakışmayan bellek temalı diğer filmlere göz atılmasını öneriyorum.

Kısacası “Inception” söylendiği kadar kendinden emin bir sinema filmi olamıyor. Her şeyden önce dikkatli sinema izleyicisini rahatsız edecek mantık hatalarına yol açıyor. Hem temasal hem de görsel tercih arasında kalmaya sebep olarak tatminsiz bir seyirlik sunuyor. Cast seçimine, oyuncuların başarılı performanslarına, sanatsal ve görsel yönetime elbette söylenecek söz yok. Film bu haliyle içerik ve mantık takıntısı olmayan izleyiciyi hayli memnun edecektir.

Tek tek ifade etmeye kalkıldığında konuyu ifade ediş şekliyle sayfalarca incelemeye maruz bırakabileceğimiz filmin üstünde durulan noktalarını internetten çarşaf çarşaf görmeniz mümkün.

Dört başı mamur bir bellek filmi görme arzusunda iseniz yine Christopher Nolan’ın Memento’sunu ve Following’ini izlemenizi öneririm. Böylece Nolan’ın zekâsının popüler filmlere nasıl kurban edildiğini görme şerefine de erişebilirsiniz. (Bir Cobb’da Following’de tanıyacaksınız.) Ayrıca iyi bir rüya filmi için tavsiyem de Michel Gondry’den “La Science Des Rêves”i izlemeniz olacaktır.

İyi seyirler,

0 Yorum: