26 Kasım 2010 Cuma

Şeytanın Saati - Fernando Pessoa

“İyi bir düşçü asla uyanmaz…”  Fernando Pessoa

Yaşamı boyunca münzevi bir memur hayatı süren ve de pek tanınmayan Fernando Pessoa, ölümünden sonra ortaya çıkan eserleriyle 20.yüzyılın en önemli edebiyatçılarından biri haline gelmiş bir Portekiz Modernizmi temsilcisidir. Yazarın hala yayınlanmamış, sayısı onbinleri aşan metinlerinin ailesi ve Portekiz hükümetince sıkı bir şekilde korunduğu ve ancak özenli bir değerlendirmeden sonra seçkiler halinde ortaya çıkarıldığı bilinmektedir.

Elimizdeki kısa, fakat hesapsızca yoğun metin “Şeytan’ın Saati” de onlardan biri. Daha önce ülkemizde 1993 yılında Metis Kitap tarafından basılan metin 2008 yılında Can Yayınları'ndan çok daha özenli bir değerlendirmeyle tekrar sunulmuş. Bu yüzden eseri okuyacaklara Can Yayınları’nın yeni baskısını öneriyorum. Baskıda çevirmen Işık Ergüden ve Hür Yumer’den açıklayıcı ve etkileyici bir değerlendirme bulunuyor. Bu da eserin etkinliğini anlamayı haliyle kolaylaştırıyor.

Şeytan’ın Saati özünde bir anlatı… Bir konu ve kurgu çerçevesine sığdırılması mümkün değil ancak erkek bir çocuğa hamile bir kadının, bir balo dönüşündeki kısacık sokak mesafesinde Şeytan’la yaptığı görüşmeyi anlattığını belirtmek açıklayıcı olacaktır.

"Maria'nın sorularıyla monolog yapmasına olanak tanıdığı Şeytan, kadına değil (gelecekteki) çocuğa hitap etmektedir. Ve kadının rahmindeki meyveyi söz yoluyla dölleyen, onun herhangi biri olmasını engelleyip onu şair olarak ilan eden Şeytan'dır ve Maria sadece onu dünyaya taşıyacak bir bavul görevi görmektedir." (Işık Ergüden)

Dönemi gereği fütürizm etkisinde eserler veren Pessoa, paganizm, gizemcilik, felsefe ve metafizikten yola çıkarak Shakspeare, Baudelaire, Poe gibi yazarlardan esin almıştır. Yazarın kendini mistisizm, astroloji, simya, kabala ve teozofi gibi bilimlerle beslediği Şeytanın Saati’nde açıkça fark ediliyor. Bütün eserlerinin özünü bu kısacık ancak yoğun metinde sunduğu ifade edilen Pessoa, yaşam üstündeki inanç etkisine felsefi bir bakış getiriyor ve okura kısa ama etkileyici bir görü sunuyor.

"Beden haddinden çok ayrışmaksızın ayrıştığı için yaşar. Her an ayrışmasaydı bir mineral olurdu. Ruh direnmesine rağmen sürekli ayartıldığı için yaşar. Her şey bir şeye karşı koyduğu için yaşar. Ben her şeyin karşı koyduğu şeyim.”

"Masallardaki yakışıklı prensi, mükemmel erkeği, yorulmak bilmez âşığı hiç düşünmediniz mi? Sizi kimsenin okşamadığı gibi okşayacak birini, sanki siz onun içindeymişsiniz gibi sizin olan birini, aslında bir olan üçlü bir coşkuda hem babanız, hem kocanız, hem de oğlunuz olan birini, hiç yanınızda, düşünüzde hissetmediniz mi? Bendim o, her zaman ben, ben Yılan -bana verilegelen rol bu- dünyanın başlangıcından beri... Sürekli ayartmam gerekiyor…”

“... Ben İmgelem Tanrısı’yım, yitik, çünkü yaratmıyorum.”

“... Ben, senin her zaman aradığın ve asla bulamayacağın kimseyim.”

“… Ben olumsuz mutlağım, hiçliğin cisimleşmiş haliyim…”

“Bu dünyaya ilişkin, bayan, üç değişik teori vardır – her şeyin rastlantı eseri olduğu, her şeyin Tanrı eseri olduğu, her şeyin düzenlenmiş ya da birbiriyle kesişen birçok şeyin eseri olduğu. Genellikle, duyarlılığımızla uyum içinde düşünürüz, böylece bizim için her şey bir iyilik ve bir kötülük sorunu haline gelir; uzun zamandır, bu yorum nedeniyle ben, şahsen büyük iftiralara uğruyorum. Şeyler arasındaki ilişkilerin -şeylerin ve ilişkilerin var olduğunu kabul edersek- bir tanrının ya da bir şeytanın veya her ikisinin birden açıklayamayacağı kadar karmaşık olduğu, sanırım kimsenin aklına gelmedi hiç.” 

"Evrenden bıktığımı size itiraf edeyim. Tanrı da benim kadar bıktı; nasıl üstümüze kaldığını bilmediğimiz bu aşkın sorumluluklardan bizi kurtaracak bir uykuya seve seve yatardık. Her şey sanıldığından daha esrarengiz ve buradaki her şey -Tanrı, evren ve ben- erişilmez hakikatin aldatıcı kuyusundan başka bir şey değil."

“Benim büyülü silahlarım müzik, ay ışığı ve düşlerdir. Ne var ki müzik denince sadece çalınan değil, sonsuza dek çalınmadan kalacak müzik de anlaşılmalıdır. Ay ışığı derken, sadece aydan gelen ve ağaçların gölgelerini uzatan ışıktan söz ettiğim sanılmamalıdır; güneşin dışlamadığı ve nesnelerin aldatıcı görünümlerini güpegündüz karartan başka bir ay ışığı da vardır. Her zaman kendisi olarak kalan tek şey düşlerdir. Onlar bizim, içine doğduğumuz, her zaman doğal ve kendimiz kaldığımız parçalarımızdır."

Bir saatte okuyup bitirebileceğiniz incelikteki kitabın görüntüsüne aldanmayın. Metnin yoğunluğu, defalarca defalarca düşünmeye ve büyülenmeye yetiyor. Nitekim kitapta altını çizmediğim yer neredeyse kalmadı ancak bu kadar örnek sunabildim. Bir kısmını da başka sayfalardan aldım. Yakın zamanda yine Pessoa'dan Huzursuzluğun Kitabı’nı da okumak istiyorum. Yalnız,  Pessoa okumayı düşünenlere eserlerin paganizm, satanizm ve agnostizme dair besleyici öğeler sunduğunu belirtmeliyim. Eser okumakla dini vicdan muhasebelerine girişebilecek yapıda iseniz hiç yanaşmamanızı öneririm.

İyi okumalar…

2 Yorum:

Elif Gizem dedi ki...

Daha önce hiç okumadığım bir yazar. ama listeme ekliyorum. Gerçekten dopdolu satırlar...

y. dedi ki...

"kimi zaman dünyaya bakmak için eğilip de, limandan çıkan ya da limana dönen balıkçı gemilerinin yelkenlerini uzaktan gördükçe kalbim, tanımadığı bir ülkenin düşsel özlemini duyuyor"