27 Aralık 2010 Pazartesi

Bir Kadının Saçları


Saçlara dokunmayı severim. Saçlar satırlar gibi çizgi çizgidir.

Saçlar sayfalara yazılmış bütün hikâyeler gibi satır satır anlatır çünkü. Bir hikâyeyi parmakların ucunda hissetmek gibidir bir saça dokunmak…

Kendi saçlarıma dokunulmasından pek haz etmem oysa.

Bir kadının güzelliği saçlarından başlar diye düşünmüşümdür.  Uzun saçları olan ve onları taşımasını bilen bütün kadınlar çok güzeldir. Koyu renk ve dalgalı saçları olan kadınlar ise daha da güzeldir. Onların saçları, koyu bir fonun varlığıyla iyice belirginleşen bütün şıklıklar gibi, kısacık bir boynu bile bembeyaz bir heykelin gururlu duruşuna taşıyabilir. Büsbütün asilikten nasibini almışlıkla fazlaca kıvrılmamış, büsbütün bir durgunlukla düzelmemiş, her şeyin yerli yerinde olduğu dalgalara sahipseler bir de, savrulmadan, kapılmadan, porselen bir vazonun düşeyazmasına istinaden özenle tutulması gibi varlıklarının farkındaysalar eğer, o saçları taşıyan kadınlar dünyanın en güzel kadınlarıdır.

Bugün bir kafede oturdum. Uzun saçlı kadınların saçlarını taşımasını izledim yine kayıtsız bir hayranlıkla. Rahatsızlık verebilme ihtimalime karşın, saçları yüzünden gözlerimi üstlerinden alamadığım kadınlar olur. Oysa bütün derdim saçlarının anlattıklarıyla… 

Hikâyeleri severim çünkü. Dinlemeyi daha çok severim. O yüzden insanlara bakmayı da severim.

Kadınların saçlarını taşımasında hep bir hikâye vardır. Kadınlar bütün hikâyelerine saçlarından başlarlar ve saçlarında bitirirler onları. Kimseye anlatılmamış hikâyelerini bile saçlarına yazarlar. Bir kadının kendi saçlarına dokunmasında, savurmasında, tutmasında, toplamasında çok hikâye vardır görmesini bilirseniz. Renklerinden ve şekillerinden önce o saçların taşınmasındadır hikâyeler. 

Elinin ayasıyla -parmaklarıyla değil-  saçlarını yüzünden çeken bir kadını hep hüzünlü bulmuşumdur. Bazı neşeli şarkıların bile kulağınıza hüzünle çalınması gibi…

O yüzden uzun hikâyeler gibi uzun saçları da severim.

Saçlarının varlığını umursamadan dudaklarının ince çizgilerini boyayan bir kadının eşliğinde, bir kadınlar tuvaletinin yüzlerce kadına bakmış tanıklık aynasında, saçlarımın kesilme zamanının artık geldiğini düşündüm. Çoğu zaman zapt edemediğim tutamların kalkıp gidecekmiş gibi aceleci havasına, hemen bitip yitecekmiş gibi duran bir hikâyenin kısacık havasına bakmakla incindim. Saçlarım ilk defa hüzünlendirdi beni. Sadece bir başkaldırma için, Uyar’ın dediği gibi ancak saçlarından tutulacak bir başkaldırma için kısacık kestirdiğim saçlarıma ilk kez darıldım. İlk kez o uzun saçları taşımanın vakarlığıyla duramayacak olmanın sızısını duydum incecik. O kadınsa upuzun saçlarının dağınıklığını hiç umursamadan dudaklarını boyuyordu. 

Bazen olur öyle, önemsizdir de bazen… İncecik sızılar da öyledir…

Taşınmazlıklarıyla saçlarını kısacık keserek sakladıkları hikâyelerin tezahürünü yaratan kadınlar sanmışlığım da olmuştur bazılarını. Bazı kısa saçlı kadınları… Kendimi olduğu gibi… O kadınların fotoğraflarını severim işte.

Kimse sandığımız gibi değil. Kısa saçlar, uzunlardan daha çabuk uzuyor üstelik...

Ben hep benim olmayan hikâyeleri sevdim. Benim olmayacak ne varsa onların hikâyeliğini sevdim. 

Masama döndüm, çantamdan defterimi çıkarıp kendimi çizdim uzun, siyah ve dalgalı saçlarla… Yakıştıramadım sonra… Saçlarımı uzatmayacağım, anladım. Galiba dinlemek, anlatmaktan daha güzel... İncinmişliğim, geçiverdi hemen. Başkaldırmalar da güzeldir, dedim. İyi bir nedenleri varsa…

Kostas Mourselas diye bir yazarın “Kızıla Boyalı Saçlar” diye bir kitabı vardı. Gereğinden önce bir yaşta okumuştum, güzel miydi o yüzden bilemem. Benim saçlarım yıllardır kızıla boyalıdır.

Güzel bakmayı pek ala da bilen bir adam vardı masamda. (Bir kadın nasıl saçlarını taşımasından başlıyorsa, bir adam da gözlerinin bakmasından başlar.) Nereye bakacağını da biliyordu, belki sadece hikâyeleri seviyordu o da bilemem. Yan yana oturuyorduk. Karşımızda aştığı sınırlarını, saçlarının topuzundan mermer boynuna taşıran bir kadın vardı…  Ona bakıyorduk ikimiz de… Biraz daha az konuşsaydı keşke diye düşündüm. Saçlarıyla yeterince anlatırlığı vardı çünkü. Güzeldi işte, konuşmasa da güzeldi.

Bir kahve daha istendi, bir sigara daha söndürüldü tablada, kulaklar sağır edildi bir an ve güzel bir kadının saçlarını taşımasıyla bitmeden, tükenmeden anlatırlığı dinlendi.

(Dr. Strangely Strange - Dark Haired Lady: http://fizy.com/#s/1r7p3n)

2 Yorum:

la luna bir yer dedi ki...

Saçtan bahsediliyor ya, aklıma ilk Gülten Akın geliyor, bir şiirin şairi olarak aklımda kalmıştı. Daha sonra Turgut Uyar geliyor, Anneler Kaçar Gibi şiirinden...

Gülten Akın yanlış olarak da anımsatsa kendini ayrı bir sevinci müjdeliyor yine de.

sevgiyle...

iruneach dedi ki...

Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının

Üvercinka / Cemal Süreya