25 Aralık 2010 Cumartesi

"-nız" ve "-siz"


Birileri sizin doğrularınız olmayanları konuşana kadar hiç de yalnız değilsinizdir aslında.
Herkes sessizken kimse gerçekten yalnız değildir.

Yalnızlık, insanın çevresinde insan olmaması demek değildir. İnsan kendisinin önemsediği şeyleri başkalarına ulaştıramadığı ya da başkalarının olanaksız bulduğu bazı görüşlere sahip olduğu zaman kendisini yalnız hisseder. (Carl Gustav Jung)

Sessizlikler boş giysi dolapları gibidir.
Üstünüze giyip denediğiniz, size uyan uymayan bütün giysileri sonsuz bir genişlikle alır.

Sırrım konusunda sessizliğimi korursam benim esirim olur; eğer ağzımdan kaçırırsam ben onun esiri olurum. Sessizlik ağacında huzur meyveleri yetişir. (Arthur Schopenhauer)

Yalnızlıklar sessizlik dolaplarının kapaklarına tutturulmuş boy aynaları gibidir.
Üstüne giydiğiniz her şeyin içinde, mutlak kendinizi görürsünüz.

Yalnızlık çığlıkları insanları hep ürkütmüştür sanırım. Aziz dostum, eğer çevrenizdekileri kaçırmak istiyorsanız, onlara yalnız olduğunuzu söyleyiniz; insanın aynayla yüz yüze gelmekten korkmasına benzeyebilir bu. İyisi mi elden geldiğince okşayınız güvercinleri ve uzak kalmayınız sıcak iklimlerin limonsu tadından.  (Refik Algan – Saat Kulesi)

Herkesin doğrusu kendineyken, herkes doğrudur.
Herkesin yanlışı kendineyken, herkes yine doğrudur.
Herkes sessizken, doğrudur.

Erselik saatlerde yağar yere
Yüzlerini sabaha döndürünce sokaklar,
Umduğunu bulamamış, üzgün yaşlı
Ayrılınca birbirinden gövdeler
Ve insanlar karşılıklı nefretler içinde
Yatarken ayni yatakta yan yana:

Akar akar yalnızlık ırmaklarca.
(Yalnızlık – Reiner Maria Rilke)

Sırf birisi kendisini yalnız hissetmesin diye susabilirsiniz bazen, susmalısınızdır da...
Sırf yalnız kalmak için susabilirsiniz bazen, susmalısınızdır da…

İnsanlar dilsizleştiğinde, gerçeği öğrendikleri, ya da en azından, ezberlenmiş bir yalanı tekrarlayıp durmamanın gizli gururuna yaklaştıkları anlaşıldı... (Yannis Ritsos – Helena ve Nöbetçi)

Çok sevdiğiniz biri için de susmak istersiniz bazen…
Konuştuğunuz zaman yalnız kalacağını bilirsiniz.
Konuştuğunuz zaman kendinizin ondan daha çok yalnız kalacağını bilirsiniz.

Ne peki
Yere dökülen bir un sessizliği mi
Göğe bırakılmış bir balon sessizliği mi
İşini bitirmiş bir org tamircisinin
Tuşlardan birine dokunacakkenki
Dikkati ve tedirginliği mi
(Edip Cansever - Ben Ruhi Bey Nasılım)

Sessizlik iyidir, sessizlik büsbütün size ait olan tek yerdir.
Yalnızlık iyidir, yalnızlık büsbütün kendiniz olabildiğiniz tek yerdir.

"Sessizlikte, sezinlediğimiz ama tanımadığımız dürtülerin, özgürlüğün ve gelişigüzelliğin son noktası saklıdır. Suskunluk, duyuların yoğunlaşmasına yol acar - insanlar arasındaki sessizlik, iletişimin çoğalmasını sağlar. Çünkü sessizliğin içinde, ikimizden ya da üçümüzden daha büyük olan bir şeyi paylaşırız. (Gündüz Vassaf)

Gitmek için en doğru zamanlar sessizlik dolaplarında gizlidir. Muhakkak ki onu oraya siz koydunuz.

Yalnızlık gittiğin yoldan gelir. (Oktay Rıfat - Karıma)

Sonuç:

Van der Leeuw (1980) modern zamanların temel eğilimlerini şöyle özetlemektedir: 

1. Büyük bir bilgi seli altında kalan insanların bağımsız düşünme alışkanlığını terk etmeleri ve yüzeyselleşmeleri, insanların sessizlik, yalnızlık ve mahremiyetlerinin tehlike altına girmesi.
2. Toplumun temeli olarak ailenin rolünde değişiklikler, anneliğin giderek daha çok ihmal edilmesi.
3. Reklamların baştan çıkarıcılığının toplumda başat rol oynaması, çabuk tatmin olmanın özendirilmesi ve tam anlamıyla tatminin mümkün olduğu yanılsamasının yaratılması.
4. Heyecan, uyarılma, duyguların kısa patlamaları ve çabuk boşalma konusunda giderek artan bir arayış ve bunun, çocukların kollandığı, sıcak ve güzel duyguların geliştirilme çabasının yerini         alması.
5. Toplumda uzun süredir durağan olan ölçütlerin kırılması ve bireyleşme yaşantısının önünün açılması. 

Christopher Lasch (1979) ise buna 'narsisizm kültürü' adını vermektedir. Ahlâki rehberlik sistemi olarak ailenin çöküşü, çatışmalarla yüzleşmek yerine uzlaşmayı seçmek ve içgüdüsel tatminin tırmandırılması, 'narsisizm kültürü'nün saç ayaklarını oluştururlar. Kapitalizm ciddi bir kültürel/psikolojik yıkıma yol açmış ve kendimize yardım ya da kendimizi terbiye etme yetilerimizi yok etmiştir. Toplumsal baskılar egoyu işgal ettikçe, büyümek ve olgunluğa erişmek giderek daha müşkül bir hal almıştır. İmgeyle gerçeğin birbirine karıştığı bu dünyada gerçekliği düşlemden, gerçekte ne olduğumuzu tükettiğimiz ürünlerin bize olduğumuzu söylediği şeyden ayırmak zorlaşmaktadır (Lasch 1979). Ve nihayet yaşadığımız çağa 'anksiyete çağı' adı verilmektedir. İçinde bulunduğumuz çağ bizi pek çok teknik ilerlemeyle buluşturdu ancak, iki dünya savaşı, soykırımlar, mülteci sorunu, işkence, yeryüzünün ve gökyüzünün kirlenmesi gibi sorunlar da bu çağın ikramiyesi oldu. Kolektif anksiyetenin ve ümitsizliğin girdabından, her bireyin kendi varoluşsal anksiyetesiyle teke tek yüzleşmesiyle çıkılabilir. Düşünürlerin, şairlerin ve bilim adamlarının birbirlerinin dilini anladığı bir dönüşüme ihtiyacımız var. Kendi varoluşunu anlamlandırabilen insanların dünyayı da anlamlandırabileceğini, kendi varoluşlarını ışıklandırabilenlerin dünyayı da ışıklandıracağını hatırda tutmalıyız... (Varoluşçu Psikoloji Açısından Anksiyete - Prof.Dr. Kemal Sayar)

3 Yorum:

Elif Gizem dedi ki...

Harika bir paylaşım olmuş. Sindire sindire okudum. Kendime ufak ufak notlar aldım. Teşekkür ederim.

la luna bir yer dedi ki...

Ne kadar doğru, keskin, gerçek ve acı.

Yazılanları eksiksiz anlayacağım okudukça :)

Teşekkürler bendenbenkim,
sevgiyle kal.

bendenbenkim dedi ki...

Ben sizlere teşekkür ederim.