29 Ağustos 2010 Pazar

Senkronize Bireyselleşme Eğitimine Giriş


- Bu eğitime katılmak için öncelikle sizinle her konuda senkronize şekilde hareket etmeye çok istekli birini bulmanız gerek. Sonra bizler size şahitler önünde bir taahhütname imzalatırız. Böylece senkronize bireyselleşme eğitimine giriş kısmını tamamlamış olursunuz.

- Bu eğitimdeki amaç nedir?

- Efendim bizim amacımız tarafların yasal bir şekilde bireyselleşme organizasyonuna katılımlarını sağlamak. Böylece taraflara gayrinizamî olmayan yollardan sınırlarını zorlamayı öğretiyoruz. Aslında nihai hedefimiz uyumlu olmaya çalıştıkları için baskı altında ezilen tarafları zıvanadan çıkararak bireyselleştirmek. Biliyorsunuz önemli olan bireydir.

- Peki, sizin bu organizasyondaki göreviniz nedir?

- Ben nikâh memuruyum.

Ayna


Arsız arsız
Aynaya bakan kız
Söyle şu cemalinde
Kim benden dilge
Kim senden yalnız
Söyle
Boş bir bakıştan bile
Kırık aynalar çalan
Yavuz hırsız

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Menderes

Kadın, çizgi çizgi geçiveren kırgın adama baktı. Gök delinmeye durdu sandı birden. Tam da adamın gözlerinden... Delinmedi ama sızdı sözlerinden. Nasıl bir şıklıkla hem de, inceden inceden…

Söylenen bütün sözlerden önce, söylenmiş gibi altı çizilmiş sessizlikten buldu yatağını. Menderesler çizerek döküldü bir yorgunluğun deltasından, şaşkın başka gözlere… İnceden her nehrin denize döküldüğü yerde ne gökçe bir ova olur, oysa ne gökçe…

Kadın kendini deniz değil de, hep denizde bir şey sanırdı. Bir nehrin döküldüğü yerde boğuluvermesi de bundandı. Kendi içinde çırpınırken fark etti denizde olmadığını. Elleriyle dokunmadığı feyizli toprağı, aşındırmış, taşımış, biriktirmiş, o özge ovayı.

Yine de kendini deniz sanmadı ama bu sefer kalktı çıktı kıyıya. Birazcık toprağı avuçladı, içini çekti en derinden ve sakladı dalgadan koynuna.


Menderes: Akarsu yatak eğiminin azalması, akarsuyun akış hızının ve aşındırma gücünün azalmasına neden olur. Akarsu büklümler yaparak akar. Akarsuyun geniş vadi tabanı içinde, eğimin azalması nedeniyle yaptığı büklümlere “menderes” denir. Menderesler yapan akarsuyun, uzunluğu artar ancak akımı azalır. Taban seviyesinin alçalması nedeniyle menderesler yapan bir akarsuyun, yatağına gömülmesiyle oluşan şekle ise “gömük menderes” denir.

20 Ağustos 2010 Cuma

Tıkanma

- Deli misiniz siz? O şiir oraya sürülür mü? Hay aksi, bir de şarkı mı bastınız üstüne? Bakın zihniniz hala kanıyor. Hem de anılarınızın tam ortasından. Oraya da sıçramış. Enfeksiyonu her yere sıçratmışsınız. Güya okuyan insanlarsınız. Güneş yanığına yoğurt sıvamaya benzemez ki bu. Nasıl oldu, anlatın şimdi.

- Şurayı, tam şurayı, şu boşluğu görüyorsunuz değil mi? İşte oraya bir cümle tıkanmıştı. Ucunu biraz kanırttım, sonra da tutup çektim. Çıkıverdi...

17 Ağustos 2010 Salı

Şehrin Zor Gecesi

Bu gece bu şehrin zor gecesi
Alıp götürdüğün ne varsa
Yıkıldığı yerden
Yetişmeye koştu yaşına
Sana dair her şey büyüdü
Tek sen büyümedin
Hem hiçe hem boşa

Bu gece bir şehrin zor gecesi
Giderken söylemedin
Keşke deseydin
Özür dilerdim
Keşke deseydin belki
Ben de büyümezdim
Koşa koşa

14 Ağustos 2010 Cumartesi

Harf Bahane


Müzik dinliyormuş, sigarası da varmış, kahvesi de ama cümlelerin öğeleri devrikmiş yoksunluktan. Güya başı da dönmüyormuş, harflermiş dönenler kelime olmaya… Çok sıcakmış ama saçlarını da toplamıyormuş. Bir avuç laf etseymiş ya saçları efendim, toplarmış. Gözlükleri de kirli değilmiş ki, bakışlarıymış kararıp söz söz olan... Her şeye de bahanesi varmış, her şey de kendine sandırmak istediği gibiymiş. Bahaneler dizermiş harf harf…

Kahve bitmiş, sigaradan midesi bulanmış, masanın altında oturduğunu unutmuş. Gözlükleri de pismiş zaten. Bir şey sandığı da çokmuş, özlemeye de sevmeye de üzülmeye de bahanesi yokmuş. Meğer ilacını unutmuş. O bahaneleri değil, bahaneler onu diziyormuş da haberi yokmuş.

13 Ağustos 2010 Cuma

İlginize pardonlu sevgilerimle...

5 dakikalık aralıklarla cep telefonumu gözlemekten, 10 dakikalık aralıklarla eposta hesabımı kontrol etmekten ve 15 dakikalık aralıklarla Facebook hesabıma bakmaktan bıkmış bulunuyorum.

Keyfimden değil evet, öyle gerektiğinden. Çünkü:

İşvereni olmayan bir yerde işçi olmayı, öğretmeni olmayan bir okulda öğrenci olmayı, nikâh memuru, davetlileri ve damadı olmayan bir düğünle evlenmeyi, üstüne de ebeveynleri olmayan bir çocuk yapmayı düşünüyorum. Sorulanlara göre, sanırım bundan sonra yapılacak bir şey kalmıyor. Belki sonra alaylı akademisyen olurum, pipisi olmayan bir oğlum olursa sünnet düğünü filan yaparım, bilemiyorum.

İşte bu yüzden, gayet mantıklı bir şekilde,  hali hazırda iletişim kanalı açık olan her yerden haber bekliyorum. Beklemediğim zaman beklemediğimin anlaşılacağı bir yerde olurum zaten, beni arasanız da bulamazsınız, biliyorsunuz.

İlginize pardonlu sevgilerimle ve benden bıkınız dileklerimle, görüşmek üzere...

11 Ağustos 2010 Çarşamba

Köşe

Şu köşede durur, gözlerini yumardı. Pejmürde kılıklıydı, herkesler yok sayardı.

“Sessiz olun, sessiz bağırın bana! Eski kelimeleri atıyorum. Eksik kelimeleri yutuyorum. Sessiz!”

Bir gün duyduk ki ölmüş, nefessiz kalmış. Eksik bir kelime boğazına takılmış.

Günler sonra bir kelime buldum o köşede... Öyle açtım, öyle şıktı, ağzıma attım. Çok geldi, tatsızdı, kustum istemeden. İşte o gün anladım:
Meğer bizim pejmürde, eski kelimeleri içine atarmış. Ölümü, nefessizlikten değil, hazımsızlıktanmış.

Perfeito - Mauricio Bartok

video

“Perfeito”, ismini Portekizce'den “kusursuzluk" veya “kesinlik” şeklinde dilimize çevirebileceğimiz 3D türünde kısa bir animasyon filmi. Birçok sosyal internet platformunda ve video paylaşım sitesinde yer bulan 2009 yapımı kısa film Brezilyalı genç bir yönetmenin, Mauricio Bartok'un çalışması.

Yayınlandığı platformlarda izleyici tarafından çok beğenilen film izleyicilerce ifade edilenin aksine yalnızlık sevgi vs. gibi mesaj içeriklerinden çok farklı bir düzlemde… Filmindeki kavramlarda gösterdiği esnekliği mesajının iletilmesinde göstermeyen yönetmen izleyicide de bir anlam karmaşasına yol açıyor.

Filmde ahşap sütunların üstünde duran ahşap bir kukla karakteri görüyoruz. Erkek siluetinde, oldukça köşeli ve oynak eklemlere sahip bir figür… Ahşap sütunları toplum olarak farz ettiğimizde diğerler sütunlardan farklı şekilde "işlenmiş" olan kukla karakterinin kendini yalnız hissettiğine ve bir arada duran sütunların bütün düzenini bozma pahasına tek bir sütunu aradan çıkardığına şahit oluyoruz. Kukla diğerlerinin arasından güç bela çıkardığı sütuna elindeki çekiçle şekil vermeye çalışıyor ve kendisine benzemeyen yuvarlak hatlı, sabit bir kadın figürü yaratıyor. Bunu yaparken etrafındaki sütunları ne kadar sarstığını ve düzeni zorladığını da fark etmiyor. Yönetmen kuklanın sütuna şekil verdiği sahnelerde hareketli  ve gürülrülü bir görüntü sunarak kuklanın edinmediği farkındalığı izleyicisinin edinmesini istiyor. Kuklanın yaratım sahnelerini, sarsıntıyla ve rahatsız edici çekiç sesi efektleriyle destekleyen yönetmen bu tavrıyla izleyiciden kendi tarafını tutmasını bekliyor. Sonrasında, yarattığı kadın figüründen tatmin olmayan kuklanın daha şiddetli ve istekli bir yaratım sürecine girdiğini görüyoruz. Fakat kuklanın hem etrafındakilerini hem de durduğu zemini oluşturan sütunlar dağılmaya başlıyor. Yönetmen izleyicisine tam da bu noktada mükemmeliyet arayışının yaratıcıyı nasıl bir yıkıma ve yalnızlığa götüreceği mesajını vermek istiyor. Oysa izleyicinin zihninde kukla figürü çoktan farklı bir kurgunun içine oturmuş oluyor. Kukla karakteri ve yaptığı heykel, "sanatçı ve eseri"nden önce, kadın erkek ilişkilerine dair bir göstergeye (kukla; hareketli erkek-heykel; sabit kadın, yalnız adam-bulunmuş eş) dönüşüyor.  

Bütün bunlar yönetmenin filmini pazarlama stratejisi de olabilir. Ancak yönetmenin bu keskin tarafı şüphesiz seyirliğin şıklığını bozuyor. Yönetmenin kuklaya hangi kavramı yüklediği ,alınmasını istediği mesaj kadar aşikar olsa, ya da mesaj en az kukla kavramı kadar yoruma açık sunulsa kuşkusuz ortaya daha ciddi bir seyirlik çıkacaktı.

Sizin kuklanız hangisi olacak bilmem ama mükemmel arayışının yıkıma götürdüğüne inananlardansanız  mutlaka ki keyifli bir seyirlik, 3D kategorisinde başarılı bir animasyon izleyeceksiniz.

3 Ağustos 2010 Salı

İnan


- Ya senin Tanrı’n?

- Benim Tanrı’mı anlatmak isteseydim peygamber olurdum. Susabilmek için Tanrı oldum ben. Her geçen gün daha çok susuyorum baksana!

- ... 

- Siz sessizliğimde anlamlar tiyatrosu oynuyorsunuz, bense şu eğlenceli oyununuz bittiğinde ne yapacağım, inan bilmiyorum.

- Sana inanmıyorum.

- İnan oysa bilmiyorum.

1 Ağustos 2010 Pazar

Koşmak

Herkes’im içimde koşum koşum koşmakta. Bir oturunuz yahu, bulduğunuz yere. Sular içeyim üstünüze. O sularla gidiniz, gidiniz… Sonra yine gelirsiniz, ama şimdi gidiniz, dedi. Herkes’im oturmadan kalkıp gidince, koşmaya başladı. Rüzgâra koştu önce, sonra yağmura, sonra kara, en sonra da bilemedi nereye koştuğunu. Rüzgâr ardından geliyordu, her yerinden sular akıyordu, avuçları ise buz gibi olmuştu.

Komşu


- Teyze, mütevazıyseniz annemler bu akşam size Mocha içmeye gelecek.

- Misafir odasındaki LCD televizyonumuz tevazu kanalını göstermiyor yavrum.

Ey Kardan Adam, Burnunu Sevdiğim...

Nereye, dedim, bu yaz sıcağında… Niye? En uzakta soğuk bir yerlere, dedi. Kardan bir adam yapacağım sevmeye, ey kardan adam, burnunu sevdiğim… Gözlerini sev, dedim. Bir adamın gözleri sevilir en çok… Yapma, dedi. Nereye bakar kömür körü gözleri, nasıl bileceğim? Bilmeyeceksin, dedim. Bilmediğinden haritalar çizeceksin, beyaz yüzünde nereyeler üstüne… Tamam denerim, dedi. Bir de, bir de sarılacağım ona erisin diye, biz olmanın çok soğuklunda sizinle… Sonra, dedim. O eriyince, sen serinleyince… Sonra burnunu yiyeceğim, dedi. Sizden kalan, bize dair... Havuç mu ki, dedim. Git madem… Havuç, dedi… Gidiyorum…