9 Ocak 2011 Pazar

Dünün Köpüğü

Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı, 8 Ocak 2011 Bölgesel Gönüllü Toplantısı’na İstanbul, Kocaeli, Yolava ve Sakarya’daki etkinlik noktalarından ve 6 Ateşböceği Eğitim Tırı’ndan olmak üzere toplam 20 etkinlik noktasından yaklaşık 750 gönüllü katıldı. TEGV yine bizleri İstanbul Kültür Üniversitesi Akıngüç Oditoryumu’nda ağırladı. TEGV’in yıllık etkinlik değerlendirmesi dışında, başarılı sosyal sorumluluk projelerinden olan "Adım Adım Oluşumu" tanıtıldı. Herkes birinin hayatını değiştirebilir, temasında ise; sadece gönüllülükle değil, sosyal içerikli kişisel projelerle de bu gerçekleştirilebilir, söylemiyle üç genç girişimci daha konuk edildi. Girişimcilerin projelerinden biri "Zumbara Zaman Kumbarası" diğeri ise genç mühendisler Ceren Öztulca ve Can Dizdaroğlu'nun bol ödüllü "Deniz Temiz" projesiydi. Burada anlatamayacağım kadar kapsamlı olduklarından ilgililerin web sitelerini incelemelerini öneririm. Deniz Temiz projesi hakkında detaylı bilgiyi de Google'a sorabilirsiniz.

Yaklaşık 8 saat süren yoğun toplantı ve söyleşiler Tuluğ Tırpan ve Zara konseriyle noktalandı. Zara sesini art arda dinlemeye tahammül gösterebildiğim bir yorumcu değildir. Gelin görün ki canlı performanslar ayrı seyrediyormuş. Müzisyen kişiliğinin haricinde kendisi gerçekten çok güzel, zarif ve mütevazı bir hanımefendi… Tuluğ Tırpan’ın piyanosuyla eşlik ettiği klasik müzik yorumlu türküler haricinde, Zara’nın çok acıklı bir şarkı olarak nitelendirdiği harika bir Tuluğ Tırpan bestesi dinledik. Sonrasında Tuluğ Tırpan kendi bestesinin acılı bir Adana kebap ardından gelen gaz sancısıyla doğduğunu söylemeseydi sanırım üstümüzde gerçekten acıklı etkisini bırakmaya uzun süre devam edecekti. Piyanosunu uçarak, kaçarak ve neredeyse zıplayarak çalan bir adamdan tuhaf bir açıklama oldu.

Resmiyette beş yıldır gönüllü olmama rağmen, bu yıl ilk defa aktif etkinlik dönemi açısından 3. yılını dolduran gönüllülerle birlikte sahneye çıktım. Maksadı ne olursa olsun, sahneye çıkmak heyecanlı bir şey. Bu dönem aktif gönüllülüğe ara vermiş bulunuyorum. Esnemesini umduğum bir zamanımda hemen geri döneceğim.

Yoğunluktan görme fırsatı bulamadığım arkadaşlarımı da bu vesileyle görmüş olmaktan çok mutlu oldum. Ne kadar hayırsız bir arkadaş olduğumu bir kez daha fark ettim. Bütün bu hayırsızlığa rağmen insanın kendinden vazgeçmeyen arkadaşları olması hem güzel hem de utanç verici. Keyifli, keyfiyle yorucu bir gün oldu.

Gece yarısını bulan eve dönüşümüze ve yapılacak işlerin çokluğuna rağmen oturup Darren Aronofsky’nin meşhur Black Swan’ını izledim. İkinci bir Christopher Nolan (Inception) vakasına tanık olduğumuzu anlamak zor olmadı. Şimdiden hakkında yazılıp çizilmiş çok şey okuyabileceğiniz film, Golden Globe ve Oscar Academi ödüllerinin ardından adından daha fazla söz ettirecek olduğundan detaylı bir şeyler yazmayacağım ama bir şey söylemeden de atlanacak gibi bir film de değil.

Filmin en önemli kusuru sanırım özellikle yan karakterlerin işlenişini eksik bırakması idi. Nitekim Aronofsky kuğu kraliçesi Nina Sayers karakterinin dönüşümünü çok iyi işlerken bu dönüşümün başlangıcını ve sonunu bildirmeyerek başkarakterini de bu anlamda eksik bırakmıştı. Görsel yönetimi, sanat yönetimi ve teknik anlamda kusursuz denilebilecek filmin kurgu ve hikâye anlatımında bazı eksikleri olsa da görülmeye değer olduğunu söylemekte fayda var. Bazı filmler bazı oyuncuları ihya eden cinstendir. Bu yüzden Natalie Portman’ın muazzam ve ödülleri çokça hak eden performansını görmek için görünüz. Portman bu filmdeki oyunculuğuyla sinema tarihinin en unutulmaz kadın oyuncu performanslarının altına adını yazdıracaktır. Film yine Lily karakterini canlandıran Mina Kulis’e de altın çağının kapılarını açacağa benziyor. Nina’yı biraz kendime benzetmemle bütün geceyi yine uykusuz geçirmemin bu filmle ilgisi olabilir. Nitekim sizi düşündüren bir filme rastladıysanız o film sizin için kesinlikle iyidir…

Ve artık başlanması gereken bir tez, bir-iki hafta içinde bitirilip teslim edilmesi gereken ödevler, makaleler, raporlar, niyet mektupları vs. vs. vs. ile birlikte yine yeni yoğun bir hafta başlıyor.

Benim gibi yoğun bir hafta geçireceklere şimdiden kolaylıklar diliyorum.

7 Yorum:

Luna dedi ki...

alakasız olacak yazıyla ama, ne zaman blogunu açsam, altta çalan müziğe bayılıyorum. çok ünlü bir parça sanki, hiç yabancı değil ama ne olduğunu çıkartamıyorum, yazar mısın bana lütfen? Çok teşekkürler. :)

bendenbenkim dedi ki...

Olsun, rica ederim. Eleni Karaindrou - Waltz by the River (Theo Angelopoulos'un Dust of Time isimli filminin soundtrack albümünden.)

Luna dedi ki...

çok kibarsın bendenbenkim,

hemen cevap yazmışsın, nasıl da sevindim. ^^

kib.

luna.

piktobet dedi ki...

yazıların karakter boyutu düşmüş sanki biraz. ama konu bu değildi tabi. house md izlemeye karar verdim. senin bir yazında ondan övgüyle söz ettiğini okumasaydım daha geç olurdu tabi. beklentim büyük bu yüzden. teşekkürler.

bendenbenkim dedi ki...

O yazı karakteri niye öyle oldu anlamadım, uğraştım düzelmedi de. Dizi beklentilerini boşa çıkarmaz umarım, kendi adıma House'a kefilim. :) Ben teşekkür ederim. İyi seyirler,

piktobet dedi ki...

muhtemelen yazıyı gelişkin bir kelime işlemcide -winword gibi- yazıp post alanına kopyalamanın sonucu biçem kilitlenmesi olmuştur. yazıyı not defteri gibi basit bir programa aktarıp oradan post'a kopyalarsan biçemini her şekilde değiştirebilirsin. en azından bir sonrakinde. yani umarım :)

bendenbenkim dedi ki...

Teşekkür ederim, bir deneyim bakalım yapabilecek miyim. Faydalı olabilmesi açısından bu yorum da burada dursun öyleyse. :)