9 Mart 2011 Çarşamba

Do sesim...

Ne düşünüyorsun?

Kimleri infaz ettim olmadıklarıyla bunca zaman?

Kimler tarafından infaz edildim olmadıklarımla?

Oturup bir bardak çay bile içmişliğim var mıydı onlarla? Benimle birlikte bir bardak çay içmiş miydiniz?

Siz bu ülkede kaç kere kadın oldunuz? 

O kadar…

Açık açık konuşmak,  büsbütün dürüst olmak, öyle samimiyetsiz, öyle riyakâr, öyle uzak görünür ki bazen… Öyle görünsün istenir ki bazen... Hadi söylesinler şimdi. Ben küçüktüm, bir yazdı ve bu şehir çok soğumuştu. Sense bizim sıcak İklim'lerimizin çiçek ablasıydın. Şimdi bizim elimizde senin için bir bardak sudan fazla neyimiz var?

Çünkü bir kamelya yazgıyı değiştirebilir.

O gördü mü bu yolları? Düştükten sonra tekrar nasıl doğulur? Kavrulmuş gözlerin üstünde hangi yeni göz bebekleri vardır? Savaş nerede başlar, mücadele nerede biter? İşte o zaman, bir kamelya... (Muriel Barbery)

Size her gösterilenin gördüğünüz gibiliğine inanır mısınız?

En çok, en çok gördüğünüzün gibiliğine inanırsınız.

“İnsanlar etraflarında kendilerinden çok şey bilen birilerinin olmasından hoşlanmazlar. Bu onları kızdırır. Sen konuşuyorsun diye de değişmezler. Kendilerinin istemesi gerekir bunu ve öğrenmek istemedikleri zaman çeneni tutmaktan ya da onlar gibi konuşmaktan başka bir şey gelmez elinden.” (Harper Lee)

Bir de ne vardı, ne vardı? 

Şimdi dostum, ben bir kitap okudum. Sen çok severdin, bir şarkı dinledim hatta onu da severdin, bir film… Severdin, onu da severdin…  Beni de severdin değil mi dostum? Ben de seni öyle sevseydim, ne güzeldi, şimdi sana söylerdim… Bildiğim ne varsa…

Ben kahve severdim. Sen sevmezdin. Senin sevmemeni bile severdim, sevdiklerimi sevmenden ziyade…

“Dostluk konusunda düşündüğümde, hep şu noktayı göz önünde tutmalı diye de düşünürüm: acaba dostluğu arattıran neden güçsüzlük ya da gereksinim midir? Acaba karşılıklı yardımlaşmaya girişirken insanların amacı tek başlarına pek başaramayacakları şeyi bir başkasının yardımıyla elde etmek, sırası gelince karşılığını yapmak mıdır? Yoksa bu yardımlaşma dostluğun özelliğidir de, dostluğun daha derin, daha soylu, salt doğanın yarattığı başka bir nedeni mi vardır? Dostluğa adını veren sevgi, insanların yakınlık duygularıyla birbirine bağlanmasında başlıca nedendir. Çünkü çıkarlar çok kez kendine dost süsü veren ve durum gerektiği için saygı, ilgi gösteren insanlardan bile elde edilebilir; oysa dostlukta hiçbir şey yalan ve yapmacık değildir, her şey gerçektir ve içten gelir. Bu yüzden, sanırım, dostluğu gereksinim değil, doğa yaratır. Dostluğun doğuşunda ondan ne çıkarlar elde edileceği düşüncesinden çok, ruhların sevgiyle bağlanması var. Çünkü erdemden daha çok sevilebilecek hiçbir şey yoktur, hiçbir şey onun kadar kendine sevgi çekemez: bunun için erdem ve dürüstlükleri için hiç görmediğimiz insanlara bile sevgi duyarız.” (Marcus Tullius Cicero / Dostluk)

"Hiç dostum olmamışsa bir dostu nasıl seveceğim, bilir misin? "

Dostluk öyle fazla gelir ki...

"Dostum benim, do sesim!" (Barış Bıçakçı)

4 Yorum:

yapragingozyaslari dedi ki...

elimdeyken kıymetini pek bilemediğim bir kavram dostluk..bir dostum wardı bir zamanlar, benim hatamdan dolayı uzaklaştık..şimdi çok nadir görüşürüz ve eskisi gibi olmuyor ne yapmaya çalışırsam çalışayım..hatamı kabul etmeme rağmen eskisi gibi olmuyor..ama unuttuğu bişi var ,söylediğiniz gibi, "Hiç dostum olmamışsa bir dostu nasıl seveceğim, bilir misin? "

elinize,kaleminize sağlık...

Bendenbenkim dedi ki...

Artık bir dostu nasıl seveceğinizi öğrenmişsiniz öyle ya. Bu da yeni bir dostluğa...

Teşekkür ederim,

la luna bir yer dedi ki...

gerçeği bizden daha önce fark eden ve dillendiren dostlarımız da vardır, sen buradasın.

okurken içime parlak bir şey koydun sanki.

selamla bendenbenkim,

Bendenbenkim dedi ki...

Ben vesileysem ne güzel, sağol luna sen de hep buradasın. Teşekkür ederim.