28 Mart 2011 Pazartesi

Haftalık Burcum


"Her kim ki yalnızca kendine yardımı dokunur ve o da sözcüklerle, ona yardım edilemez!" (Ingeborg Bachmann)

"Bu hoşuma gitmiyor, böyle bir şey tahmin etmemiştim zaten ve burada, içinde yaşadığın şu mezardaki bütün kitaplar, başkaları da olmalı, olmak zorunda, "exultate jubilate" gibi örneğin, insan sevincinden havalara sıçrasın diye, senin de sık sık olur sevincinden havalara sıçradığın, o halde neden öyle yazmıyorsun? Bu acıyı pazara çıkarmak, dünyadaki acıları arttırmak, tiksinti verici birşey bu, bütün kitaplar tiksindirici. Nedir bu saplantı, hep bu karanlığa saplanıp kalmak, her şey hep hüzünlü ve bu sayfalar aracılığıyla daha da hüzünlü kılıyorlar.”(Ingeborg Bachmann, Malina)

“Taşlar ve sopalar belki kemiklerimizi kırabilir; ama kelimeler bizi asla incitmez. Keşke doğru olsaydı bu. Taş ve sopanın açtığı yaralar kapanabilir veya en azından sigortadan para alabiliriz. Kelimelerin yol açtığı zararlar ise daha keskin ve bazen daha kalıcıdır. Ve nadir vakalar hariç, semantik hasarı tazmin edebilecek bir sigorta poliçesi de yoktur. Üstelik kendi kendisine taşlarla ve sopalarla zarar verenler olsa olsa tuhaf kişilerdir, oysa kendi kendisine açtığı semantik yaralardan muzdarip olmayan kişi neredeyse yoktur.” (John Condon, Kelimelerin Büyülü Dünyası)

Hem konuşmaya ne gerek vardı? İnsan her şeyi anlatamaz, zaten kelimeler de her şeyi anlatmaya yetmez.” (Cengiz Aytmatov)

“Bizleri büyüleyen ya da çileden çıkaran da nesneler değil, kelimelerdir.”(Joseph Vendryes, Dil ve Düşünce)

Herkesin kendine göre bir gerçek benimsemesini önleyen dil, insanları başkalarının, birlikte yaşadıklarının gerçeklerini benimsemeye ve kendi gerçeklerini onlarınkine uydurmaya zorlar. Buna karşı çıkana ise deli gözüyle bakılır.“(Joseph Vendryes, Dil ve Düşünce)

“Her şeyi fazla ciddiye almayın; olayların gülünç yanını da görün. Hepimiz kendi cümlelerimizin içinde sıkışmış, kendi dilbilgisel yapılarımız içinde hapsolmuş durumdayız.” (Bary Sanders, Öküzün A’sı)

Bütün öyküler gerçektir zaten. Gerçek olmasalar da anlatıldıkları ya da yazıldıkları zaman gerçeğe dönüşürler.” (İnci Aral, Sevginin Issız Kışı)

“Kendimi hiçbir zaman ikinci dereceden bir role yakıştıramazdım. Bunun içindir ki gerçek yaşamda en alt kademede olmaya başkaldırmadan katlanabiliyordum. Ya kahraman olacaktım ya da çamurlarda; bu ikisinin ortası yoktu benim için ve beni mahveden de buydu.” (Fyodor Dostoyevski, Yeraltından Notlar) 

“Küçük bir kaşığı iki parmağının arasında sıkmak ve metalin atışını, kaygıya düşüren uyarısını duymak… Küçük bir kaşığı yadsımak, bir kapıyı yadsımak, alışkanlığın arzu edilen yumuşaklığı sağlamak için yaladığı her şeyi yadsımak nasıl da inciticidir. Kaşığın kolay yanını kabul etmek, onu kahve karıştırmak için kullanmak çok daha rahatlatıcıdır.”(Julio Cortázar, Açıklayıcı Bilgiler El Kitabı)

Bu yazıdaki alıntıların büyük kısmı şu makaleye aittir: GULCAN ÇOLAK, (Nisan, 2006) Her Şey ve Dilsizlik Bilgisi, Ankara: TÜRK DİLİ, Sayı: 652, S. 327-340.

1 Yorum:

Elif Gizem dedi ki...

"Her kim ki yalnızca kendine yardımı dokunur ve o da sözcüklerle, ona yardım edilemez!" (Ingeborg Bachmann)

işte bu sözü arşivime aldım.