18 Mart 2011 Cuma

Mektup Yazmak

(Mary and Max (2009)Adam Elliot- Philip Seymour Hoffman as Max Jerry Horovitz)

“Severek mektup yazılan bir insanın bile olması ne büyük bir olay, söylenen her sözcüğün anlaşılmaktan öte, yaşadığını, dahası sözcüklere bile gerek olmadan yaşadığını bilmek, güç gibi yalınç bir olgu değil, varolmak gibi bir şey.” (Tezer Özlü)

Bir mektup arkadaşı edinmek…

Kendisine başka bir şekilde ulaşmamın mümkün olmadığı bir mektup arkadaşı…

 Mary and Max’i izledim de…  

Güzel bir el yazım vardır ve bunu göstermekten anlamsızca onurlanırım. Bir mektup arkadaşım olsa mektupları siyah pilot kalemle, ya da ince uçlu kaligrafi kalemiyle beyaz çizgisiz kâğıda yazar, diplomat zarfta postalarım. Dolma kalemleri çok istediğim halde verimli bir şekilde kullanamadım, bir diviti ve hokkayı da öyle…

(Duygusuz olduğum sıklıkla iddia konusu olduğundan çok ironik görünmesin diye iflah olmaz bir romantik olduğumu açıklamaya çalışmıyorum. Hala mail yerine mektup yazmak isteyen biri evet, bir romantiktir. Mektup arkadaşı isteyen birinden çok da emin değilim.) 

Mektup yazan birini görsem ilk işim: Bu zamanda bunlarla mı uğraşıyorsun, diye sormak olur. Açıklamaya çalışırsa hayranlıkla dinlerim, dibine düşerim. Hatta ona doğru kamburumu çıkarıp baykuş gibi öyle bir eğilirim ki muhtemelen buharlaşıp kaybolmak ister.

Sadece: Evet, diyip işine dönerse yazması bitene kadar çaktırmadan hayranlıkla izlerim. Kıpırdamam, nefes almam. Bir daha onu mektup yazarken görür müyüm acaba, diye gözlem altına alırım. 

Sorumu küçümseyen bir şey ifade eder, bunu da bakışlarıyla desteklerse: Aaay teknoloji çağında ne kadar da sıradan bişey bu yaptığıaaan, der oradan uzaklaşırım. 

Rivayet üstüne tabi… Hiç başıma gelmedi. Biri kapıyı çaldığımda: Kim o, derse: Kilimci, derim ama. Birinin: Kilim istemiyoruz, diyip kapıyı açmamasını hayal ediyorum. Hiç başıma gelmedi. Mon Oncle’da vardı böyle bir sahne… 

Tanıdığınız üç kişiden en az birinin sizi zekâ yoksunu sanmasını önemsiyorsanız böyle tavırlara girmemenizi öneririm. Zira o üç kişiden birinin bir başkasına sizin hakkınızda diyeceği bir şey önemli olabilir. Sorumluluklarla doluysanız ve sorunsuz yaşamak istiyorsanız herkesin zihninde aynı imajı yaratacak cümleler kurun. Şimdi bu durumda birileri birilerini küçümsemiş oluyor ama hangisi daha küçümseyici, bilemedim. 

Neden? Asperger Sendromu sinemaya iyi malzeme veren bir sıkıntı örneğin. (Bkz: Mary and Max, Adam, Mozart and The Whale, My Name Is Khan)  Birbirinden başarılı bütün bu filmleri arka arkaya izlemenizi de önermem. Önlenemez bir yalnızlık ve umutsuzluk duygusuna kapılabilirsiniz. Tanıdığınız beş kişiden en az dördü şiddetli Asperger sendromu belirtileri gösteriyordur. Ve bu dört kişiden en az üçü gerçek bir Asperger sendromu muzdaripi için şöyle diyecektir: “Ay yazık…” Asperger Sendromu hakkında şuradan biraz bilgi edinilebilir. Forrest Gump da mı böyleydi?

Dikkatinizi çeken bir şeyle ilgili bir şeyleri listelemeniz ağır sonuçlara yol açabilse de ben şimdi yeni bir listeleme için tavsiye isteyeceğim.

Bütün bunları deyince Ferit Edgü - Tezer Özlü Mektuplaşmaları gelir, Ineborg Bachmann - Paul Celan Mektuplaşmaları gelir, Cemil Meriç’ten Lamia’ya, Nazım Hikmet’ten Vera’ya, Kafka’dan Milena’ya, Nietzche’den Salome’ye… Gelir de gelir…

Şimdi ben bu yazıyı okuyanlardan mektup aşkları ya da mektup arkadaşlıkları temalı kitap ve sinema filmi örnekleri istiyorum mümkünse.

2 Yorum:

la luna bir yer dedi ki...

bu yazını okurken keyif duydum ki azdır bu zamanlarım.

önerine uygun düşeceğini düşündüğümden -nezihe meriç ve orhan duru'nun aix-londra-istanbul mektupları- adlı kitabı yazabilirim.

ingeborg'u yazmışsın zaten, biriciğimi.

mektup ve günce günahlı ve sadece bana ait olmayan bir şehir gibi.

kal sağlıcakla...

Bendenbenkim dedi ki...

Luna yine çok çok teşekkür ederim. Ayrıca mutlu oldum bir ortağım olduğuna. :)

Bu arada bir arkadaşımdan da iki öneri geldi. Yapı Kredi Yayınları’ndan Tezer Özlü’den Leyla Erbil’e Mektuplar… Bir de 1940 yapımı Amerikalı bir melodram. Melodramları seviyorsan izlemeni öneririm, sevimli bir film. İsmi: The Shop Around The Corner. Sevgilerimle,