20 Mart 2011 Pazar

Ochi Chernye

 
(The Shop Around the Corner (1940) – Frank Morgan as Hugo Matuschek and James Stewart as Alfred Kralik)

Bana kapağını açınca Ochi Chernye çalan, derisi emitasyon, yapıştırıcısı kötü bir sigara kutusu alırsın diye bugün yirmi tane sigara içtim. Yirmi tane sigara içersem yirmi kez Ochi Chernye dinlerim., yirmi kez seni dinlerim. Bana kapağını açınca Ochi Chernye çalan, derisi emitasyon, yapıştırıcısı kötü bir sigara kutusu al olur mu?

Bana mektup yaz. 

Dear friend,

Haksızlık bence, böyle filmler mektup kağıdında bitmeli.
  
“Sana yazmayışım için aslında özür dilemem gerekmiyor. Bilmiyor değilsiniz çünkü mektuplardan ne çok nefret ettiğimi. Hayatta başıma ne gelmişse -bu yüzden yakınmak istemiyorum hani; niyetim sadece herkesin faydalanabileceği bir saptamada bulunmak- denebilir ki hep mektuplar yüzünden ya da mektup yazma olanağından gelmiştir. İnsanlar hiçbir zaman bana ihanet etmedi, ama mektuplar hep yaptı bunu, mektuplar da başkalarının değil, yine benim kendi yazdıklarım. Özel durumumun elbet bir katkısı var yaşadığım mutsuzlukta, ama başkalarında da durum farklı değil. Mektup yazmanın kolaylığı -salt kuramsal açıdan- ruhlarımızı korkunç yıkıntıya sürüklemiştir; mektup yazmak hayaletlerle düşüp kalkmak gibidir; yalnız mektubu yazdığınız kişinin değil, kendi hayaletinizle de düşüp kalkarsınız. Siz mektup yazarken kendi hayaletiniz el altından gelişip çıkar ortaya ya da yazılan bir dizi mektubun sonunda boy gösterir, mektuplardan her biri pekiştirir ötekini ve onu kendine tanık gösterir. Nasıl olmuştur da mektuplarla insanların birbirleriyle dostluk kurabilecekleri fikri kafalarda doğmuştur! Uzaktaki birini düşünebilirsiniz yalnızca, yakınınızdaki birini de elinizle tutabilirsiniz, bundan ötesine de gücü elvermez insanın. Oysa mektup yazmak, hayaletlerin açgözlülükle beklediği bir eylemi gerçekleştirmek; onların önünde çırılçıplak soyunmak demektir. Mektuplarda yolladığınız öpücükler ulaşmaz yerlerine, yolda hepsine hayaletler el koyar. İşte ele geçirdikleri bu zengin besindir ki, onların görülmedik ölçüde çoğalmalarını sağlar. Bunu da sezer insanlar, hayaletlere karşı savaşıp durur. Onları elden geldiğince ortadan kaldırıp aralarında doğal ilişkiyi ve ruh huzurunu sağlamak için treni, otomobili, sonra uçağı bulmuşlardır ama artık geçmiş ola! Uçuruma yuvarlanırlarken yaptıkları buluşlardır tümü. Oysa çok daha serinkanlı, çok daha güçlü olan karşı taraf postadan sonra telgrafı, ardından telefonu, telsizi icar etmiştir. Hayaletlerin açlıktan öleceği yoktur, ama bizler yok olup gideriz.” 

(Franz Kafka /Milena’ya Mektuplar)

4 Yorum:

la luna bir yer dedi ki...

filmi izleyeceğim, haziran gelince okunacak kitapların yanında olacak mektup kitapları da.teşekkür ederim.

melodramı severim.
film önerileri yol ışıkları gibidir hayatımda.
beğendiğin ve aklında sakladığın önerilerini daima beklerim.

burayı da severim hem :)

selamla...

Karşı Blog dedi ki...

Hayaletleri açlıktan öldürmek yolundaki kararı alalı neredeyse iki yıl olacak... İki yıl... Demek o kadar olmuş ha bu kitabı okuyalı...
Demek bunca zaman, yokoluşuma iki yıl daha yaklaşırken, Kafka'yı haklı çıkarmaktan başka bir şey yapmamışım...
Şu anda, bu satırlarla bile, yaptığım başka nedir ki... Peki okumak, anlamak nicedir ki, eğer bir "değiştirme değeri" yoksa? Yok mu? Öyle görünüyor...
Teselli ediyorum kendimi, haklı çıkardığım üstad olsun, bana ne olursa olsun...

Bendenbenkim dedi ki...

Ne bizler Kafka'yız, ne mektuplarımız Milena'ya...

Elif Gizem dedi ki...

Bir solukta okumuştum kitabı, harikaydı.