17 Nisan 2011 Pazar

Sevgili Günlük,

Bu sevgili günlük işi hoşuma gitti. Zamanında ben de günlüklerini sobada yakan çocuklardan idim. Ben annesinin günlüklerini okumadığı çocuklardan da idim. Ben ki günlüğünü ortada bırakıp hiç okunmayan idim, oysa benden başka birinin defterimin kapağını açtığını anlamaya dair neler bilirdim. 

Yeni bir eve taşındığında kapı pervazına, yer döşemesinin altına, oraya buraya bir şekilde bırakılmış bir günlük bulmanın hayalini ne kurdum bilir misin? Rudiger gelsin, benim camımda da otursun diye ne umdum bilir misin? Ama biz hep yepyeni evlerde oturduk, bizim evlerimizin hiç bizden önceki yaşanmışlıkları olmadı, sonrası da olmadı. Bizim evlerimizin altına günlük saklanacak yer döşemeleri olmadı, bizim evlerimizin duvarlarına çizdiğim küçük kapılar sihirlenip açılmadı, Rudiger hiç gelmedi, hiç mor gazoz içmedim, uslu bir çocuktum ama Şirinler’i de görmedim. Kimse de beni görmedi. 

Gargamel sana hiç kızmadım. Neden Şirinler’i yemek istiyorsun Gargamel? Gargamel çok mu yalnızsın? Şirinler’i yersen daha yalnız kalırsın. Onları yemezsen seninle her gün mikado oynarım, sana çikolata da veririm. Ben bu dünyayı yemek istiyorum Gargamel ama benim dişlerim çürük, hem ben bu dünyayı yersem daha yalnız kalırım… I'm a poor lonesome cowboy, çalarken ben hep ağlarım. Ben bu dünyayı yemek istemezsem, benimle mikado oynar mısın?

Bugün cumartesi ve senin de defalarca bildiğin gibi ben cumartesi günlerini hiç sevmem. Ve cumartesi günleri şikâyet edecek çok şey bulurum. Çünkü bütün kötü şeyler hafta sonları olur ve ben hafta sonları çok mutsuz olurum. Şu ana kadar nefret ettiklerimin içindeki en cumartesiyi sürdürüyorum biliyor musun? İnsan ki nefret edebiliyorsa ve kötülüğün nasıl bir şey olduğunu biliyorsa o insan hiç de beyaz olmaz, iyi de olmaz. O insan iyi biri olmaz. O insan ki kendi kusuruna da bakmasın.

Hani itiraf şimdi beni tanıyanların çoğu bu blogu okumazlar, okusalar dahi ben yazıyorum desem inanmazlar. Ben de ben yazıyorum demem artık, önceden derdim.  Bendenbenkim yazıyor derim. Kimdir o derler, bir arkadaş derim. Ama arkadaşlar iyidir, derler. Öyledir, derim. İçimden dostlar en iyisidir, derim.  Dostlar su gibidir, derim… Ben de sana yalan söylerim günlük, üç yalanı bul. Bir tane de dosdoğruyu bul ama bana söyleme. Çünkü ben içimden söyledim. Fısıltıya benzeyen bişey...

Ben bütün sitemleri buradan ederim. Hadi bu kadarını iyi beceririm. Bir mucize olsun ve üstlerine alınsınlar diye umduklarım da olur, onlar hiç alınmazlar. Ama bir harfle dokunmaktan imtina ettiğim kim varsa ortasından kırılır. Bir gün bir kadına sitemler yazdım, kaldı ki açtım okudum gözünün önünde, kaldı ki artık dayanamadım, bana mısın demedi. Şimdi sevgili günlük sen biliyor musun ki yerine ulaşmayan mesaj mesaj değildir. Ben yine mi söyleyemeyeceğimdir? Bir harfle dokunsam bin harf olur diye sevgili... Ben o harfleri öyle severim ki...

En sevdiğim çizgi filmler Lucky Luke ve Anne of the Green Gables imiş. Benim bir lahana bebeğim varmış günlük, gardıropta yaşarmış, şu çocuğa benzermiş. Ah ben kimlere benziyorum günlük? Kimlere benziyorum ki, bu yüz her geçen gün itiyor beni bir aynanın eşiğinden…  

Şimdi söyle; neden böyle? Bu kadar çok... Sanki ölecek... Say ki ölecek...

3 Yorum:

Bendenbenkim dedi ki...

Sevgili Luna,

Şimdi ben bu kayda bir şeyler eklemiştim ki yazı karakterinde yaşadığım bir tür dengesizlikten dolayı kaydı silip baştan yükledim. Yorumun da gitmiş oldu böylece oysa onun gitmesini istememiştim. Oysa sadece la luna bir yer dedi ki için bile gitmemeliydi.

la luna bir yer dedi ki...

Teşekkür etmenin eksik kalacağından korktuğum nice anlar vardır İrem, bunun için çok teşekkür etmeliyim.

Bendenbenkim dedi ki...

Ben de etmeliyim. Dilerim hiç öyle kalmasınlar.