3 Temmuz 2011 Pazar

Cumar.

(In Search of a Midnight Kiss (2007) Alex Holdridge – Scoot McNairy as Wilson & Sara Simmonds as Vivian)

“Evet, kadın ayakkabılarına rastlıyordum. Topukları kırılmış, yüksek topuklu ayakkabılara... Ya da bebek ayakkabıları ve iş ayakkabılarına… Ama hep bir tek ayakkabı var. Bu benim çok ilgimi çekiyor. İnsan ayakkabısının tekini nasıl kaybeder ki,” diyen bir kadının In Search of a Midnight Kiss isimli filmde bahsettiği projesinde (http://www.thelostshoeproject.com/) ayakkabının kayıp tekini buldun mu yaşadın.

Before Sunrise’a onbeş basacakken, Before Sunset’in varlığına armağan edilmiş talihsiz film… Filmin afişinde Before Sunset’i yapan bunu da yaptı diye kör gözüne parmağım edilecek, o yüzden bakma… Bir an bile Celine olmayı düşlemiş kadınlardansan daha da bakma. Siyah-Beyaz Los Angeles’a ve eşleri kayıp ayakkabılara bak. Bütün kadınlar bir anda Celine’den tiksinebilsin diye kimse sofistike cümleler kurmuyor. Bütün kadınlar bir anda Lorna’nın Sessizliği’ni sevebilsin diye herkes çoklukla susuyor. Bazı filmler kadın kadın, bazıları adam adam kokuyor.

Artık filmler hakkında bir şeyler söyleyebilmem zorlaştı. Artık birileri hakkında bir şeyler söyleyebilmem de korlaştı sanmıştım ki rüzgâr az geldi. O yüzden kimse pişmedi. Herkesi çiğ çiğ yemek zorunda kaldım. Bütün kusmaların susmalardan sebep olmadığını, tek sorunun iyi pişmemiş insanlar olduğunu anlamamla dişlerinin arasında çiğ çiğ gevelenmem aynı döneme rastlar. 

Zaten bir şeyler zorlaşınca vazgeçmek âdetini çok severim.

Çocukken rüyamda babamın bozuk para koleksiyonundaki paraların devleşerek üstüme yürüdüklerini ve beni boğmaya çalıştıklarını görürdüm. Bazen de arka bahçemizdeki erik ağacı Yüzüklerin Efendisi’ndeki Entler gibi yürüyüp gelirdi. Kamyon lastiğinden salıncağımız vardı, sallar gelirdi. Sen gelmezdin. On üç yıldır kullandığım, Gregor Samsa görünümlü, siyah akik taşlı, küçük, gümüş bir küpem vardı. Bir eşi hiç olmadan bir eşi hiç olmamış bir kadının hediyesiydi. Geçtiğimiz hafta kaybettim. Dün bütün gece rüyamda üstüme yürüyen Gregor Samsa görünümlü eşsiz küpeler gördüm. Küpemi bulsana dicektim.

Cumartesi günü parmaklarımı kesme günümdür sonra. Yine bıçak kaçtı.

Bande à Part izlemeden böyle dans edebilsek; sürsek ehliyetim olmadan Nebahat. İçsek şurada bıçaklarını sallarlar. Değil mi ki şimdi bu ülkenin oto-krat havası senin arabanın lastiğinde var?

Unutulmayan olsalar var, 2 Temmuz olmadan...
durmadan taşırdım yanımda üç şeyi
iri çakıl tanelerini, çatlamış bir narı
bir öpüşün bıraktığı harlı lekeyi
ipekten
çalınmış
umutlarla taşırdım
ah sevgilim derdim, ölüm
ne kadar çoktu yaşadığımızda.
 
(Unutulmayan/Behçet Aysan)

Gitsem değil mi ben ya...

Gözlerinden öperim.

2 Yorum:

eass dedi ki...

'Cumartesi günü parmaklarımı kesme günümdür sonra. Yine bıçak kaçtı.'

pazartesi benim beynimi kesme günümdür . hep bakışıksız bir hayatı yaşadığımızdan oluyor bunlar . özür daldım yourumla sayfana .güzel yazı eline sağlık .

Elif Gizem dedi ki...

Gitme sen hiç olur mu, gitme. bu nasıl dolu, dopdolu bir paylaşımdır böyle. Bayıldım. dura düşüne okudum. zihnine sağlık ve elbette yüreğine...