7 Kasım 2011 Pazartesi

Sevgili Günlük,

Bugün bayram.

Gözlerinden öpmek istediklerim oldu ama göz öpülebilen bir şey değildir. Geçen bayram 9 yaşındaki bir çocuğun gözünü öpmeyi denedim, olmadı. Başka çocuklar bayramda elini öptü diye senin çocukluğun gitmez ama gider sanıyorsan gözünü öptür. Yine de göz öpülebilen bir şey değildir.

Ve yine de gözlerini öpmek istiyorum.

Çocukken eşyalarımı hiç kaybetmezdim. Hala da kaybetmem. Bundan 21 sene önce çok lira bayram harçlığı topladığım yeşil çizgili cüzdanım bile çantamda hala durur mesela. O zaman ekmek 1.200 liraydı. Bir daha hiç o kadar çok bayram harçlığım olmadı. Bayram harçlıklarımı başka çocuklara verdim. Annemin ve babamın onları başka çocuklara vermemem konusunda beni ikna etmeleri uzun sürdü. 

Bir şeyin benim olması için acı çekmem gerektiğine inandığımda yedi yaşımdaydım. Sonrasında hiçbir şeyin benim olmasını çok istemedim. İstemiş gibi yaptıklarımı bile acı çekmenin dahi bedelini ödeyemeyeceği şeylerden seçtim. Ki yine benim olmasındılar. Canım hiç tatlı değildir. Gidip kusmam gerekmiyorsa bir yerimin ne kadar ağrıdığını bile bilmem.

Başlarken aklımda on bir yaşım ve kuklalar vardı. 

Kazandığım ilk para 30.000 liraydı. Yumurtadan üç kukla yapıp satmıştım. Yumurtaların altından ve üstünden yorgan iğnesiyle iki delik açarsın. Bunu yaparken yumurtaları kırmamaya özen göstermen gerekir. Yukarıdaki delikten üfleyerek yumurtaların içini aşağıdan boşaltırsın. Yumurtaların yüzeyini boyadıktan sonra verniklersin ki kolay kırılmasınlar. Yumurtanın deliklerini de ipler ve şapka gibi aksesuarlar için kullanırsın. Çocuklar yumurtadan kuklaları çok severler. Kukla deyince aklıma önce Craig gelir, sonra La Double Vie de Veronique. Kazandığım ilk parayla Sütaş’ın cam kaseli yoğurdunu almıştım. 

Eşyalarımı kaybetmemem bir şeyleri asla kaybetmeyeceğim anlamına gelmedi. Benim olmayan o kadar çok şey ve kimse kaybettim ki, bunu anlamam eşyalarımı kaybetmediğimi fark etmemle aynı döneme rastlar. Yine çocuk sayılırdım. 

Bazı şeyleri kaybetmen gerekir. Alışman da gerekir buna. Bu seni vazgeçilmezlikten ve vazgeçmezlikten korur. Hiç kimse ve hiçbir şeyin vazgeçilmez olmadığı fikrine alışırsın. Bir gün hiç kimse olmayabilir, sen hiç kimse olabilirsin. Kimse olmanın ne olduğunu düşünüp, benim kimsem olsana diye sarılacağın başka kimseler arayabilirsin yazık. Kimse olmanın ne olduğunu düşündüğünde kendini sahiplenmelisin, der annem.

Herkes kendinden taraftır. Ama kendinden taraf olurken, başkalarının kendi taraftarlığını unutma. Sadece o zaman başkaları için bir şey yaptığına inanabilirsin, demişti bir başkası.

Bugün içim salkım saçak, çocuk var, öpülesi gözler…

Keşke bazı şeyleri hiç unutmasak…

Bir zaman da böyle bir şey demişim.

0 Yorum: