31 Ocak 2011 Pazartesi

Zaten

Şimdi işler bitti, sınavlar da bitti. Zaten bir şey bitince her şey biter. Zaten bir şey başlayınca her şey başlar. Zaten herkes çok olursa sen yok... Biraz kitap okurum, biraz film izlerim. Yemeğimi sokaktan alır yerim. Ben her şeyi bilmek isterim, ne yediğimi hiç...  Kimse yoksa biraz uyurum, herkes çoksa öyle dururum. Rüya görmediysem bil ki bir şarkı öğrendim o gün. Kafamda bütün gece o çaldı, rüya kendine yer bulamadı.  Zaten benim kırık bir dişim var, içine şarkı kaçarsa ağrır. Zaten ben eninde sonunda dişçiye giderim, dişçi bana bağırır. Saçların ağarır, sen gün gibi ağarırsın. Zaten şarkılar hep bir yerlere kaçar.

30 Ocak 2011 Pazar

Saçmasapan Bir Şiir / Ergin Günçe


          ''Kedi Pepik''.
          Evet, Kendisi bir çeşit bilgelik taşır
          ''Çuv Köpek'' ise öldü.
          Ömrümün yorgun kısımlarıdır
          Aklımla ben birbirimizi oynatıyoruz 

Tarlam yağmura esintiye deliliğe açıktır
Kaç gündür boş duran bir tabanca gibiyim

         İnsan şapkasız da delirebilir kumral ve sarışınsa

Aklımdan geçenler bugünlük bunlar
ve tabii birtakım hovardalıklar

         Vergi ödemeden yaşıyor olmalıyım

Yüzüm de bir kedidir boş zamanlarımda
Kalbimde kuş kadar bir köpek havlar
Kafkas Haritasından Çerkes köylere indik biz

         Atlarını vurdu ve gömdü, kente yerleşti
         Gümüş eğerlerini karartıp sakladı
         Ne diye homurdanır sanki Dedem
         İğdiş geyik gibidir Çerkes tabanca olmayınca
         Çaresi arada kovboy sinemaları
         Kamu düzeni ile aramda fark var

Şakayla öfkeyle geçti şu son beş on yılın delilikleri
Bir köpektir Çerkes aklı, ağzından bulutlar akar
Ben maymundan falan türemek istemedim
Kediden, köpekten ve attan gelirim
Evde herkesten daha iyi yazarım

         Arada bir pencereden bakarım ve daha eğlencelisi
         Yokuştan ilk çıkanı öldürmektir işim

Tuhaf bir adamım arada tabancam tutukluk yapar
        
         Aklımdan geçenler bugünlük bunlar
         Ben asılırken bile gülen adamım
         Sevr ve Lozan bana vız gelir

Çerkesler bile eskir zamanla Fakat
Şimdi anladım ki bende Ölüm kokan bir dalgınlık yaşar

         Kaç kere söyledim evdekilere
         ''N'olur bir kedi alalım, n'olur bir köpek alalım
         ''İnsan boş bir tabancadır ama bakarsın bir gün patlar!

Komşulardan çekinmesen hüngür müngür ağlarsın
O zaman da hergele gazeteler yazar

         Aklımdan geçenler bugünlük bunlar
         Oğlum Ergin sen galiba üzüntülü adamsın
         Tanrı bile baksana senle oyalanıyor

Çerkesce konuşmayı bilmezsin, Lazca bilmezsin
Unuttun bıçak atmayı ve saplamayı
Adam olsan bir köpek ve bir tay edinirdin
Ellerini yalar keçilerin sabah esintisinde

         Bana kalırsa kendinden boşan
         Bir celsede boşanırsın

Yeter artık bu kadar yabancılaşman!

La Bestia Nel Cuore / Don’t Tell / Yüreğimdeki Canavar


“Bir yara izi silinmez bir mühürdür, bir hastalık değil.”

Ünlü İtalyan yönetmen Luigi Comencini'nin kızı Cristina Comencini’den kendi romanını uyarladığı bir sinema filmi izliyoruz. Yüreğimdeki Canavar sırf bu yüzden bile dikkate değer bir film. Nihayetinde bir yazarın kendi yazdığı romanı sinema filmine uyarlamasına çok şahit olmuyoruz.

Pedofili hastası bir babanın iki çocuğunun yetişkin birer insan olduklarında yaşadıkları sıkıntılar ve kendileriyle verdikleri mücadele filmin hikâyesinin ana eksenini oluşturuyor. Yan karakterlerle desteklenen küçük hikâyelerde ise lezbiyenlik, körlük, aldatma, kıskançlık, zaaflar, yanlış meslek seçimleri, yalnızlık, aidiyet, aile gibi birçok konuya değiniliyor.

Ancak Comencini’nin iç içe geçen hikâye yapısı bu noktada gözle görülür bir sıkıntı yaratıyor. Yazın anlatımıyla görsel anlatım arasında kalan Comencini çok şey anlatmak isterken hiçbir şeyi tam olarak anlatamayan bir seyirlik sunuyor. İlettiği şeyi yeterince anlatıp anlatamadığına dair duyduğu kaygıyı sürekli hissettiren yönetmen aslında küçük göstermeleri çok iyi kullanmasına rağmen gereksiz diyaloglarla her iletisinin altını çiziyor.  Bu açıdan bakıldığında sinema filminin eksikliklerine rağmen romanın çok başarılı olabileceğini düşünüyorum. Katmanlı hikâye anlatımı sinemada tam olarak kotarılamayan bir şeyken yazılı anlatımda genelde çok başarılı örnekler sunuyor.

Yüreğimdeki Canavar bir tanıtım yazısından ziyade bir inceleme yapılıyor olsa üstüne söylenecek çok şey olan bir film. Katmanlı yapısının içinde herkesin kendine ait bir şeyler bulabileceği bir yapım olmasının yanı sıra, naif, duru, sıkmayan ve merakı her daim canlı tutan bir anlatımı var. Bütün rahatsızlık verici dramatikliğine rağmen karakterlerin olayların içindeki mücadeleleri ve sıkıntılarından sıyrılma şekilleri pedofili gibi rahatsız edici bir konunun varlığını bile tolore etmeyi başarıyor. Düşündürdükleri, düşündürecekleri ve naifliği için kesinlikle dikkate değer bir film. Boş bir vakti doldurmaktan ziyade özellikle seçilmiş bir zamana ayrılmasında fayda var.

2006 yılında en iyi yabancı film dalında İtalya’dan Oscar adayı olan film, akademi ödüllerinden boş dönse de ulusal ve uluslararası alanda birçok ödül kazanmış.  Güzel Giovanna Mezzogiorno’nun ve yan karakterlerin başarılı oyunculuğu ise göz dolduruyor.  

İyi seyirler.

29 Ocak 2011 Cumartesi

Ex Libris


Ex libris (Latince: kitaplardan) genellikle kitap kapağının iç tarafında veya ilk sayfalardan birinin üstünde bulunan kitap etiketin veya iyelik yazısını tanımlamak için sıkça kullanılan Latince deyiştir. Mülkiyeti (iyeliği) belirtir ve genellikle iyelik halinde (-in hali, genitif) bir isimle devam eder. Bu şöyle bir anlam yaratır: ...'nın kitaplarından veya ...'nın kütüphanesinden. Ekslibris olarak da yazılabilir.

Ekslibris, kitapseverlerin kitaplarının iç kapağına yapıştırdıkları üzerinde adlarının ve değişik konularda resimlerin yer aldığı küçük boyutlu grafik çalışmalardır. Kitabın kartviziti ya da tapusudur. İngilizce “Bookplate” olarak da bilinen Ekslibris, kitap sahibini tanıtır, onu yüceltir ve kitabı ödünç alan kişiyi geri getirmesi konusunda uyarır. Bir mülkiyet işareti, sahiplenme göstergesi olmanın yanında kitabın hırsızlığa karşı korunmasını sağlama işlevinin de olduğu söylenebilir. Sözcük olarak ...’nın kitabı, ...’nın kitaplığına ait veya ...’nın kütüphanesinden anlamına gelir.

Ekslibris önemli bir iletişim aracıdır. Bir ihtiyaç grafiği olarak doğmasına karşın, estetik kaygılarla yapılan özgün yapıtlardır. Sanatı, insanın elleri arasına, kitapların içine kadar getirir, onun büyüleyici sıcaklığını hissettirir. Çok uzun bir geçmişe sahip bu sanat dalı, yapıldığı döneme ait kültürel, tarihsel özellikleri günümüze taşıması nedeniyle de ilgi çekmekte, sanatçılar ve koleksiyoncular arasında önemli bir değiş tokuş objesi olarak kullanılmaktadır.

Ekslibrisin ilk ve en eski örneğinin M.Ö. 1400 yıllarında açık mavi renk bir fayans üzerine yapıldığı, bunun da III. Amenofis'in kitaplığına ait oldugu ve bu levhaların papirüs rulolarını korumak için kullanılan ağaç sandıklara takıldığı tahmin edilmektedir.

Gerçek anlamda Ekslibrisler matbaanın icadıyla birlikte yapılmıştır. Önceleri sadece kilisenin ve prenslerin ellerinde bulunan çok değerli el yazması kitaplar, matbaa sayesinde alt düzeydeki soylular ve eğitim görmüş burjuva sınıfı tarafından da elde edilmiştir. Böylece tek sayı olma durumunu kaybeden bu kitapların, hırsızlıktan ve kaybolmalardan korunması için özel bir mülkiyet işareti gerekliliği doğmuştur.

İlk Ekslibrisin 15. yüzyılda Güney Almanya'da kullanıldığı bilinmektedir. Bunlardan biri, 1450 yıllarında "Igler - kirpi” takma adıyla bilinen Alman papaz Johannes Knabenberg için yapılan ve çayırda bir çiçeği ısıran kirpinin resimlendiği 19 cm. boyutundaki Ekslibristir. 16. yüzyılda, kitapların çoğalmasıyla yaygınlaşan Ekslibrisler, sadece Almanya'da değil diğer Avrupa ülkelerinde de görülmeye başlanmıştır. Albrecht Dürer (1471-1528), Lucas Cranach (1472-1553), Edvard Munch (1863-1944), Kaethe Kolwitz (1867-1945), Emil Nolde (1867-1956), Paul Klee (1879-1940), Pablo Picasso (1881-1973), Oscar Kokoschka (1888-1980) gibi ünlü sanatçılar, zamanın önemli devlet ve bilim adamlarıyla yakınlarına Ekslibris yapmışlardır.


Bunlar da ekslibrisler hakkında detaylı bilgi edinebileceğiniz, örnekler görebileceğiniz ekslibris ilgililerinin dernekleri ve web siteleri: 

 
 
Ben ekslibrislerle birkaç sene önce, lisans öğrencisi olduğum dönemde üniversitemizde yapılan bir sergiyle tanışmıştım. Sergiyi kapanana kadar defalarca ziyaret ettim ve ufacık kağıtlara yapılmış özenli çalışmalar karşısında büyülendim. O dönemde Jostein Gardeer’in İskambil Kağıtlarının Esrarı isimli romanından etkilenip ben de kendime naçizane bir ekslibris çizmiştim. (Bu arada Sophie’nin Dünyası’ndan ziyade İskambil Kâğıtlarının Esrarı’nı şiddetle öneririm. İskambil kâğıtlarını kitap ayracı olarak kullanmak da hoş bir şeydir. ) Ekslibrislerin üstünde “ex libris” yazısının ve isminizin okunması gerekiyor. İsmimi ifşa etmemek adına üstünü kırmızıyla boyadım. Bir tarayıcım olmadığından fotoğraf makinesiyle çekilmiş kötü bir görüntü koyuyorum ama “buradan” muazzam ekslibris örnekleri görmeniz de mümkün. 

28 Ocak 2011 Cuma

Cümle Çobanıyla Röportaj

Ne işle meşgulsünüz?

Ben çobanım. Cümle çobanı…

İşinizi bize biraz anlatır mısınız?

Hayhay. Bütün çobanlar ne iş yaparsa ben de onu yaparım işte. Günün ağarmaya başladığı saatlerde cümleleri toplamaya başlarım. Gece yarısında bütün cümleler toplanmış olur.  Sonra boş bir kâğıdın başına çıkar, hepsini yıldızları yemeleri için geceye salarım. Onlar yıldızları yerken ben de sırtımı kaleme dayar hayaller kurarım. Gözlerimle sessizlik çaldığım da olur bazen.  Ama ben iyi bir çoban değilim, değilim azizim. Kaç tanesi benim yüzümden öldü biliyor musunuz? Ne ağladım, ne ağladım desem yalan olsun ki çobanlığım bilinsin. Bir gün gözlerimi dinlemeye gelirseniz belki, yasımı bestelerimde duymazsınız.

Neden iyi bir çoban olmadığınızı düşünüyorsunuz?

Çünkü… Bazen… Bazen… Bir cümle uçurumdan atlar… O zaman diğerleri de peşinden atlar. Öyle zamanlarda gece için yeni cümleler toplayamam. Çünkü bütün günüm köpeğimle birlikte, ölen cümlelerin cesetlerini toplamakla geçer. 

Köpeğinizin ismi nedir?

Köpeğim, köpeğimin ismi: “Hatırla…”

Not: Cümleler yıldızları Romain Gary’nin “Yıldızyiyiciler” isimli eserine ithafen yerler. Afiyet olsun.

26 Ocak 2011 Çarşamba

Bir Eflatun Ölüm / Behçet Aysan


Bu fotoğraf Behçet Safa Aysan'ın 2 Temmuz 1993'te, Sivas Katliamı’ndan hemen önce çekilmiş son fotoğrafıdır. Şairin "Bir Eflatun Ölüm" isimli şiirinden bestelenmiş iki güzel şarkı bilinir. Biri Esin Afşar’dan, bir diğeri ise Ezginin Günlüğü’nden dinlenir.

Bir Eflatun Ölüm / Behçet Aysan

kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim

sessiz akan bir ırmağım
geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım

git
dersen
kuşlar da dönmez, güz kuşları
yanıma kiraz hevenkleri alırım

ve seninle yaşadığım
o iyi günleri,
kötü
günleri bırakırım.

aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki
gidip
yağmurlara durayım.

söylenmemiş sahipsiz
bir şarkıyım

belki
sararmış
eski resimlerde kalırım

belki esmer bir çocuğun dilinde.

bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti

değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.

aynı gökyüzü aynı keder.

Andre Breton - Nadja


Kimim ben? İstisna olarak, atasözü olmuş bir özdeyişe bakacak olursam, gerçekten de her şey, dönüp dolaşıp, sunu bilmeye dayanmaz mı? "Kiminle düşüp kalkıyorum?", "Arkadaşım kim?" İtiraf etmeliyim ki bu son sözcük, kafamı karıştırıyor, çünkü bazı varlıklarla aramda düşündüğümden de öte, daha özel, daha az kaçınılabilir, daha etkileyici, allak bullak edici ilişkiler oluşturmaya çalışıyor. Bu sözcük söylemek istediğimden de fazlasını soyluyor, ben daha yaşarken bana bir hayalet rolü oynatıyor ve besbelli ki bir kişilik olmam için, var olmaktan vazgeçmem gerektiğini ima ediyor. Sözcük, kullanıldığı bu temel anlamda biraz daha aşırılıkla ele alındığında, varlığımın nesnel belirtileri olarak algıladığım şeylerin ki bunlar enikonu kesinleşmiş belirtilerdir, bu yasamın sınırlarında olup bitenlerden başka bir şey olmadıkları, gerçek alanını hiç mi hiç tanımadığım bir hareket içindeki belirtiler olduklarını anlatmak istemektedir bana. Dış görünüşüyle olduğu kadar bazı olağan zaman ve yer olgularına koru körüne boyun eğmesi gibi geleneksel bazı yanlarıyla "hayalet"in kafamdaki temsili imgesi, benim için her şeyden önce ebedi olabilecek bir iç sıkıntısının, bir acının yetkin imgesiyle eşdeğerdedir. Yaşantım bu tür bir imgeden başka bir şey olmayabilir ve ben bir şeyler keşfetmekte olduğum kuruntusu içindeyken, gerisin geri başladığım noktaya dönmeye, aslında çok iyi tanımış, bilmiş olmam gerekeni tanımaya çalışmaya, unutmuş olduklarımın küçük bir bölümünü öğrenmeye mahkûm olabilirim. Kendi üzerime bu bakış, beni, peşinen ben'in üstünde varsaydıkça, zamanla uzlaşmasına, zamanla uyum sağlamasına hiçbir neden olmayan düşüncemin iyice biçimlenmiş şekline, keyfi olarak, bir önceki düzlem içinde yer verdikçe, bu aynı zamanın içine, telafi edilmez bir kayıp, bir ceza ya da bir düşüş düşüncesi katar ki, bu düşüncenin ahlaksal temelden yoksun olduğu, bana göre, hiçbir tartışma götürmez. Önemli olan, şu geçici dünyada, kendimde ağır ağır ortaya çıkardığım özel becerilerin, bana özgü olacak olan ancak bana verili de olmayan genel bir beceri arayışı içinde beni avutmadığıdır. Kendimde var olduğunu bildiğim her türlü beğeninin, hissettiğim eğilimlerin ve yakınlıkların, boyun eğdiğim çekimlerin, başımdan gecen ve sadece benim başıma gelen olayların ötesinde, kendimi yaparken gördüğüm bir sürü hareketin, sadece ve sadece kendi hissettiğim heyecanların ötesinde, diğer insanlara oranla, beni onlardan ayıran şeyin nereden kaynaklandığını değilse de, bunun nenin nesi olduğunu öğrenmeye çaba gösteriyorum en azından. Bu farklılığın bilincinde olduğum ölçüde, bu dünyaya, tüm diğerleri arasına ne yapmaya geldiğimi, ne mene bir biricik mesajın taşıyıcısı olduğumu, bunu iyi mi yoksa kotu mu bir geleceğin beklediğini, kendi başımı ortaya koyarak, gözlerimin önüne seremez miyim?

(Nadja, Andre Breton, Çev. İsmail Yerguz, Mitos Yayınları)

Ferit Edgü’nün önsözüyle, eserin “e-kitap” haline buradan ulaşılabilir.

Rahatsız Önermeler


Uyunacak en iyi yer uyuşmuş bir kolu bağrına basan masadır.

Yeryüzünde geçirdiğiniz vakit çeyrek asrı çoktan aşmışsa ve siz hala bir salonun açılır kapanır kanepesinde uyuyorsanız ciddi bir sorununuz var demektir. 

Ciddi bir sorununuz varsa bunu daha ciddi göstermek için elinizden geleni yapın. Nitekim ne kadar dramatik, o kadar pragmatik... 

Salondaki kanepeyi açmadan uyuyun. Nevresim, yastık, yorgan edinmeyin. Maksat rahatsız bir yerde sızmak suretiyle uyuyarak, erken uyanmayı kolaylaştırmak… 

Çok rahat bir yere alışmak rahatsız bir yerde rahat edebilme kabiliyeti edinmenize mani olur. Alışmayın!

Efe Turizm itiraf ediyorum. Biri İzmir, diğeri Balıkesir’e seyahat eden “Man Fortuna” cinsindeki iki otobüsünüzde, iki servis masasını üstünde uyumak suretiyle kırdım. Bir amacım yoktu, yuh artık! Sevgiler,

Bilgisayar klavyesi elektrik süpürgesinin ucuna kadın çorabı geçirmek suretiyle pek ala temizlenir. Elektrik süpürgesi klavyenizin enter tuşunu çorapla birlikte yutabilir. 

Sinirlenip uyuyabilirsiniz. Uyudum.

İyi bir bahaneniz yoksa çok bahaneniz var demektir. Mutlaka en saçma olanı en iyisi edinirim.

Açılır kapanır kanepeli salon sahibi ev ahalisi uyumanıza sinirlenebilir.

Ev ahalisinin sinirlenmesine sinirlenip bir daha uyuyabilirsiniz.

Bizim evde uyumak büyük suçtur.

Suça teşvik suç değildir.

Suça teşvik olmak olanın sorunudur. Olduranı ondurmasınlar.

Telefonda esneyerek konuşabilirsiniz.

Esnemeniz kimsenin konuşmasının suçu değildir. Karşınızdaki sizi görmüyor diye ağzınızı kapamıyorsanız çok ayıp. O yüzden ben hep gözlerimi kaparım.

Bir saniye bir dakika,
Bir dakika bir saat,
Bir saat bir gün,
Bir gün bir ay,
Bir ay bir yıl,
Bir yıl bir asır, 

oluyorsa bazen, uyuyunuz efenim. Bir de bunun geriye sayması durumu vardır. Sızıp kalmadan önce kendinizi bulabileceğiniz bir yıl için bir şarkı seçin. Hatta Brenda Lee'den gelsin: I'm Sorry