19 Kasım 2012 Pazartesi

Dilim Cebimde




Keşke bu şiiri ben yazsaydım diyeli bir buçuk yıl, bu kadını çizeli bir yıl, diğer kadını çizmeyeli yarım yıl geçti. Bunları koyduğum defter arasını çeyrek yıl içti. Tabur görünümlü nizamsız el yazımın, tek çizgili karalamalarımın üstünü babam biçti. Bana kurulacak cümlelerin yılları bekleme huyuna istinaden ağzımdaki baklalar ıslanmayı seçti. 

Senin kendi dilin var, bırak başkalarının ağzını dediklerinden beri dilimi cebimde taşıyorum. 

Çocukken dilimi yutmaya çalışmamın, büyüdükçe kocaman laflar etmemin, o lafları ağzımda şişirerek çiğnememin, çok üzülmemin, çok üzülmeyi çok saklamamın hepsini başkalarının ağzı tuttu. Bense o esnada sokaklardaki bütün tabelaları, televizyondan geçen bütün alt yazıları defalarca okuyordum… İlgisiz metinlerin, neon ışıklı kalabalık harflerin içinde anlamlı cümleler arıyordum. Sanırım bu yüzden şimdisinde kusursuz bir hızla tekerleme söyleyebiliyorum. 

Sola Sola Solaryum, Tür Tür Traktör, Kekemelodi Kekemelik Merkezi, Gör Beni Göreyim Seni Gören Evler… (Bunları Sakarya’da okudum. Serdivan göbeğindeki bir kavşakta bu tabelaları ve otobüs üstündeki reklamları görebilir, arzu edersen sen de anlamlı cümleler arayabilirsin. İstersen bunlarla akrostişli şiir bile yazabilirsin.)

Başkalarının benim yerime konuşan ağızları kendiminkinden daha büyük görünür. Hep utanırım, çok utanırım. Başkalarının senin yerine konuşması, çiğnedikleri yemekleri ağızlarından çıkarıp sana vermeleri gibidir. Sana bir tek yutup sindirmek kalır ki kusmazsan. Üstelik bunu pek az insan iğrendirici bulur, gördün mü? İnsanın kendini konuşmasından daha kolaydır çünkü. Çünkü kuryemiş tabağının dibindeki beyaz leblebileri yemeye çalışırken dişini kırdığın aklına gelebilir.

Başkalarının yerine çok çiğnedim, sindirdim, iğrendiğim oldu ama kusmadım. Hep çok doğru çiğnediğimi söylediler. Yine de ağzını göstererek, şapırdatarak yemek yemek iyi bir şey değil.

Oysa ben bu gece yazmakla ilgili büyük kelamlar edecektim. 

Hem insan yazamaz çok mutluysa, çok mutsuzsa, umutsuzsa, diyecektim. Yazmak hep o öleyazmak eşiğinin ince işi. Bir adım sonra ya batacaksın, ya çıkacaksın yürümelerinin işi… Yazmak o arada kalmışların geçiş fişi…  Hem başkaları anlasın diye yazarken de konuşurken de kendi dili olmaz insanın.

Öyle diyecektim. 

Yazdıklarımın içinde başkalarının kurduğu cümleler bulduysan belki onlar senindir. 

2 Yorum:

Adsız dedi ki...

yazılarında seni buldum, sende kendimi buldum... "Hem başkaları anlasın diye yazarken de konuşurken de kendi dili olmaz insanın." muhteşem tespit... dile ne gerek var,anlaşılmak için üslup yeterli... cebinde taşıdığın dili seviyorum ;)

İrem Nas dedi ki...

Keşke yetse... İnsan hep istediğini anlıyor. Teşekkür ederim. ;)