25 Ocak 2012 Çarşamba

Yayın Arası

Gerçeğin doğaya uygun biçimde yaşadığı yoğuşma* sebebiyle bu blog yayınına bir süreliğine ara vermiştir. Her türlü ilgiliye teşekkür ederim.


*Yoğuşma: Gerçeğin yalıtımı açısından en problemli olan durumdur.  Çünkü gerçeğin yalıtımı için kullanılan malzemelerinin birçoğunun difüzyon katsayısı yüksektir. Bu yüzden elemanlarda duygu yoğuşabilir ya da hiç duygu yoğuşmaz. Halk arasında ‘koy g...tüne rahvan gitsin’ olarak da bilinen durum ortaya çıkabilir. Bu da insanlar ve ilişkiler arasında küfe neden olur. Bu durumdan kaçınmak için malzemeler ve kalınlıkları iyi belirlenmeli, sistemde biriken duygu yoğunluğu ayda 1kg/m^2’ yi aşmamalı, biriken duygu yıl sonuna kadar sistemden tamamen uzaklaştırılacak şekilde önlem alınmalıdır.

Bu arada pardonlar dilerim; 'yoğunluk' derken 'yoğuşma' olmuş. Ne kadar yakında olduğunu bilmesem de döneceğim. Orada görüşmek üzere...

17 Ocak 2012 Salı

Dünün Rüyası,

Tabiri caizse rüya tabircisi arıyorum. :)


KPSS’ye girmek için ÖSYM’ye başvuruyorum.  Görevli çok fazla başvuru olduğunu ve geç kaldığımı, geç kalanlar için sınav yapacak bina bulamadıklarından şehirlerarası otobüsleri kiraladıklarını söylüyor. Lüks Ereğli Seyahat’in Antalya-Manisa arasındaki yolculuğunda KPSS sınavına girebileceğimi belirtiyor. Antalya’ya gidiyorum ve söylenilen otobüse biniyorum. Muavin sınav kitapçıklarını dağıtırken iki kişi yan yana oturamayacağımızı ve sınavı Manisa merkezine varana kadar bitirmemiz gerektiğini söylüyor. Yanımda oturan şişman zenci kızı kaldırıyor. Sınavım Manisa merkezine birkaç kilometre kala bitiyor. Manisa yakınlarındaki bir köyde otobüsten atılırcasına indiriliyorum. Muavin dönüşte beni buradan alacaklarını söylüyor. Otobüsten indiğimde cep telefonum dâhil hiçbir eşyamı almadığımı fark ediyorum. Ellerinde kendi yetiştirdikleri meyveleri ve sebzeleri taşıyan köylüler onları bana satmak için birbirleriyle yarışırcasına üstüme geliyorlar. Korkarak bağırıyorum. Paramın olmadığını söylüyorum. Sinirlenerek dağılıyorlar. Köylülerin arasından beni tanıdığını söyleyen bir kadın çıkıyor. Onun elinde de sarı elmalar var. Ben ilkokuldayken benim okulumda çalıştığını, beni oradan hatırladığını söylüyor. Evlendiğinden, çocukları olduğundan bahsediyor. Ben de ona neden burada olduğumu anlatıyorum. Köylülerin bana kızmalarını sorun etmememi, birazdan beni unutacaklarını söylüyor. Köy meydanına doğru yürüyorum. Meydanda üstünde Kaddafi resimleri olan bozuk riyaller görüyorum.  Bir tanesini hatıra olarak saklamak üzere alıp cebime atacakken elinde değnekle bana doğru yürüyen bir cüce dikatimi çekiyor. Parayı düşürmek için değneğiyle elime vuruyor. Onu hatıra olsun diye saklamak için aldığımı zaten yerlerde bir sürü olduğunu söylüyorum. Dinlemiyor, parayı alıp yere atıyor ve bana bir gazoz kapağı uzatıyor. Kapağı cebime koyup otoyol kıyısına yürüyorum. Kıyıda bir durak görüp oturuyorum. Beni geri alacak otobüsü beklemeye başlıyorum. Hava kararıyor, onlarca otobüs geçiyor ancak beklediğim otobüs bir türlü geçmiyor. Uyanıyorum…

13 Ocak 2012 Cuma

İç Nefes / Haydar Ergülen


o bir çay istemişti, trenin içinde
biz tren yolcusuyduk, çölün içinde
ben yalnız kalmıştım, senin içinde
oysa kaç kişinin yerine sevmiştim seni!
aşkı geçtik, gözlerini açabilirsin
o bir dile sığınmıştı, sözü içinde
yolu yoluma çıkmıştı, çölü içinde
ben eski kalmıştım, senin içinde
oysa kaç çocuğun yerine övmüştüm seni!
düşü geçtik, kendine bakabilirsin
o bir bende kırılmıştı, hayli içimde
ıssız otağ kurulmuştu, canım içinde
oysa kaç bahçe yerine açmıştım seni!
kimi geçtik, kimseye sorabilirsin

6 Ocak 2012 Cuma

Bok




   Sıradan bir insan olduğumu düşündüğümde ölüm gibi çapı muammalardan korkardım. Kendimi bir bok sandığımdan beri en büyük korkum sifon sesi oldu.