29 Haziran 2012 Cuma

10 Minuta / Ahmed İmamovic



11 Temmuz 1995… Srebrenitsa Katliamı’nın 17. Yıldönümüne yaklaştığımız ve savaş çığırtkanlığının döndüğü şu günlere atfen...

Boşnak yönetmen Ahmed İmamovic’in 2002 yılında çektiği ve Avrupa Film Ödülleri tarafından en iyi kısa film ödülüne layık görülen “10 Minuta” isimli kısa filmi göreceksiniz. Avrupa, yıllarca görmezden geldiği bu hikâyelere şimdisinde ödüller yağdırırken film hakkında söyleyeceğim pek bir şey yok. Diyeceğim o ki, 10 Minuta izleyeceğiniz bir filmden önce dinleyeceğiniz bir hikaye olsun.

Srebrenitsa Katliamı dünyanın yıllarca görmezden geldiği soykırımlardan sadece biri.

Bosna Savaşı’nı konu alan pek az film var. Bunların çoğu da o bölgede yaşayan yönetmenlere ait değil. Taze acıların hikayelerini anlatmak zordur. Belki bundan yıllar sonra çok daha fazla hikaye dinleyeceğiz onlardan. Şimdi size Avrupa’nın günah çıkartırcasına ünlü ödüllere boğduğu ama dillerden uzakta 5 film söyleyeceğim.

Beşi de Boşnak yönetmenlerin filmleri. Bir Er Ryan’ı Kurtarmak ya da Schindler’in Listesi görmeyi umarak izlemeyiniz. Hepsi de Boşnaklar'ın munis diye tabir edilen haletlerine uygun, politize edilmemiş, olaydan ziyade duruma odaklı, ağırkanlı anlatımlar.

Bu listeden sadece yukarıda kısa filmini izlediğiniz Ahmed İmamovic’in Belvedere’sini görmedim ancak kısa filmden sonra listeye alma gereği duydum. Snijeg ve Grbavica kadın yönetmenlerin filmleri ve savaşın vukuatlı halinden en uzakta olanlar. Nicija Zemjla aralarından Oscar dahil en çok ödülü toplayan ve en bilineni. Dram, kara komedi ve belgesel anlatısını bir araya getiren film bu haliyle diğerlerinden epey farklı.  Hepsinin arasında ise beni en çok etkileyen ise Savrseni Krug olmuştur.

Önerileriniz olursa beklerim. İyi seyirler,

Erkan Çetintaş'a bilgilendirmesi için teşekkür ederim.

28 Haziran 2012 Perşembe

Kitabe-i Seng-i Mezar



Via Uno’nun 2002 yılına ait, ayak tabanlarının önemini vurgulayan başarılı reklam çalışması.
 
Sıradan biri olduğumu fark ettiğimde yaşım 12’ydi. Kimsenin benden bir farkı olmadığını ya da benim kimseden, kimsenin kimseden… Hangi ifadenin daha şık duracağını kestiremedim şimdi, her neyse. O günün farkındalığını okulun bando takımında olamayışıma atfetmiştim… Aklımda kalan en belirgin şey sıradanlığa dair keskin bir koku, gerisini pek hatırlamıyorum. 

İnsan kendini zaman zaman özel ya da farklı hissedebilir. Hele o sıralar zihninin merkezinde şiddetli herhangi bir şey varsa.

Örneğin şu sıralar hayatımdaki en önemli şey sağ ayak tabanımın vaziyeti. Üstüne basamayışım ve bir süre de basamayacak olmamın beni Süleyman Efendi şiiri yazabilecek bir Orhan Veli’ye dönüştüreceğine bir an inanmıştım. Sonra aklıma Süleyman Efendi’ye yazık olduğu geldi… Süleyman Efendi’yi, Orhan Veli’den, kendimi de başka bir yerden ayıramayınca vazgeçtim.

Doktor: “İki gün bana küfredersin ama iki gün sonra beni hatırlamazsın bile. İnsan öyle bir şey… Ben yine de beni unutmanı istemem, o yüzden bir ay sonra tekrar gel,” dedi. İşte o an bir daha, kendimi az değil, bir şiirin kahramanı olabileceğime bile inandırdım. Ben şiirden olacaksam Doktor, Orhan Veli olabilirdi.

Çünkü Doktor bana ‘bugünlerin yarınları var’ sözlü bir şarkıyı ‘her şeyin bir bedeli var’a devşirerek söylemişti.

Orhan Veli, Süleyman Efendi, Doktor ve ben bir rakı sofrasında sohbet ediyorduk. Süleyman Efendi sıradan biri olduğundan emindi, Doktor’a göre sıradanlık bedel ödeten bir şeydi, Orhan Veli sıradan bir insanın iç dünyasının hiç de sıradan olmayabileceğini söyledi, masamızdaki büyüğün şişesini gösterdi… He balık, balık, diye atıldım. Garson kaç porsiyon istavrit istediğimizi sorunca kendime geldim…

Yine de sıradan bir insanın hayatında en önemli şeyin bir gün ayak tabanının vaziyeti olabileceğini söyleseler inanırdım.

Ayağımı sürüyerek yürümeye çalışmam hayatımda bir dönüm noktasıdır.

Hani diyeceğim o ki aylar sonra bu ehemmiyetli kaydı ayak tabanlarınıza iyi bakın diye girdim.

İnanmadığım pek bir şey yok, o da inanmaya inandığım için.

4 Haziran 2012 Pazartesi

Biraz zaman verin kendinize, düşünmemek için.



Sevdiniz; yere düşmüş bir cevizin kabuğuna basar gibi…
İçindeki un ufak olmasa ağırlığınızdan, yiyecektiniz.
Susmadığınız kulaklara esir verin şimdi çıtırtısını,
Nasılsa "bir ceviz ağacından düştü," diyeceksiniz.