18 Ağustos 2012 Cumartesi

Kendilik Suçları Mahkemesi



Kendi hatalarım için başkalarını suçlayacak yaşı geçmemin üstünden çok geçmedi.

Kendime bile itiraf edemediğim bir şeyim yok. Kendine bile itiraf edemediği şeyi olanların lüks bir arabaya sahip oldukları ve ona binmedikleri gerçeğiyle yüzleşemediklerini düşünüyorum. Çünkü sanıyorum ki onlar çok duyarlı insanlar. Çünkü sanıyorum ki burjuvazinin küstahlığından tiksindiğinden bahseden Orhan Pamuk onları kastediyor.

İtiraf et, sen de duyarlı insanlardan tiksiniyorsun.

Kendime bile itiraf edemediğin bir şey var, diye bir şey yoktur. Kabul edebildiklerin ve edemediklerin vardır. Herkes kendini kabul ettiklerinden korumak zorundadır değil mi?

Ebeveynler kendilerini çocuklarından korumak zorundadır mesela. Çünkü insanın kendi yarattıklarıyla öldürülmesi rivayet değildir. Bu yüzden herkes ebeveynlerden çocuklarının sorumluluklarını almalarını bekler. Çocuğunu mutfak bıçağı gibi tezgâhın üstünde bırakırsan senin elini keser, başka birini keser, biri çocuğunu alır seni keser, maazallah. Birileri hep birilerine başkalarını keser sonra. Onlar da birilerinin çocukları sonuçta. Kesmek acılı bir eylemdir, acıklı da olabilir. Şimdi pek emin olamıyorum. 

Ama kendi yarattığının kendiliğinden şüphelenmemek çok acıklı bir durum, ondan eminim. Kendi elinle kendine doğru bir silah patlatma ihtimalin yüksek ve kendinden şüphelenmiyorsun. Kendinden şüphelensen eğlenirsin bence. 40 dakikanın sonunda her şeyin çözüldüğü Amerikan suç dizileri gibi onun da bir sezon finali var. Hiç olmazsa senin kendine yaptığından şüphelenen başkalarına bir kulak ver, belki onlar da kendi ellerini kesmiştir zamanında.

Kendi hatalarım için başkalarını suçlayacak yaşı geçmemin üstünden çok geçmedi. Kendimden çok şüpheliyim ama delil yetersizliğinden kendimi gözaltında 48 saatten fazla tutamıyorum. Bi de bu ekip işi anlıyor musun? Kendi başına zor oluyor.

Delil yetersizliğinden salıverilen kendinler diliyorum sana, bi de bayramın kutlu olsun.

Faili meçhullere o failler, öldürmeden evvel birer ayna versinler.

Böyle kendiliğinden…

Kendisi mi oluyor bu, kendi mi deniyordu şimdi? S'nin çok önemli bir harf olduğunu biliyorum da... Bir ara önemsiz şeylerden bahsedeyim. İçinde "S" var.

17 Ağustos 2012 Cuma

1999



1999 depreminde epeyce hasar görmüş bir mahallenin okulunun öğrencileriydik. O zamanki yaşımızın üstüne bir o kadar yıl daha eklendikten sonra bir araya gelebildik. Muş’ta sınıf öğretmeni olan ve çoğumuzun depremde öldüğünü sandığımız bir sınıf arkadaşımızın çabalarıyla üstelik. Uzun zaman süren gayretler sonucu otuz yedi kişinin depremde kaybettiğimiz üçü ve nerede olduklarını bulamadığımız dördü hariç hemen hepsine ulaşmayı başarmıştık.

Ortak felaketleri yaşayan insanların neden bu kadar kenetlenmiş olabildikleri hakkında söylenecek ne var bilmiyorum. Sonra çocukluk anılarının keskinliğine… Belki tanık olmuşsunuzdur. 

Enkaz altından çıkarılmış fotoğraflar, katlanmış, saklanmış, notlar, kimin elinde ne vardıysa masaya serildi o gün. 

Kimi şehri terk edip gitmişti, kimi gidememişti, evler, aileler, dostlar kaybedilmişti…  Bin bir özenle hiçbir konuşma o üç arkadaşımızdan öteye, o geceye götürülmedi. Böyle özenler göstermek benim için zor olmuyor. Hiçbir şey olmamış gibi yapabilirim.

Kaybettiğimiz arkadaşlarımızdan biri… Hayatta kalan iki kardeşinden ablasına en çok benzeyeni bize bir sürpriz yaptı. Ablasının sesinden dinlediğimiz türküyü kendi sesiyle söyleyip bize yolladı. 

Sesini dinlediğiniz, çiçeği burnunda müzik öğretmeni Ülküm Özge, enkazdan çıktığında küçücük bir çocuktu. Biz de pek büyük sayılmazdık. Şimdi buradan epeyce uzak bir şehirde ablasına dair tanıdığı herkese sahip çıkmaya çalışıyor. 

Ne yapmalıyız bilmiyorum, çoğu zaman söyleyebilecek bir şeyim olmuyor. Olsa bile en gereksiz olanları söylüyorum. Ya da bir şey söylemiyorum. Zihnimde netliğini koruyan pek az şey kaldı o günlere dair.

Niye o günü unutmaya çalışmak yerine inatla hatırlamaya uğraştığımızı anlamıyorum. Koca bir drama, onun dram olduğunu bilerek davranmanın anlamını pek kavrayamayacağım sanırım. Bu videodaki görüntüleri kayıtsız gözlerle izlememe bir açıklama bile aramadım.

Video’yu Muş’taki arkadaşımız Pınar yapmış. Son karedeki sınıf fotoğrafında görünen müzik öğretmenimiz de o akşam bizimleydi. Ülküm Özge’nin ablası Semanur’a bu türküyü koroda o söyletmişti. 

Sadece bu kalabalık, bu hatırlama çabası gözlerimi dolduruyor. Anılara böyle sarılmak… Böyle videolar yapacak kadar, ele yüze bulaştıracak kadar avuçta sıkmak bir şeyleri… Ülküm Özge’nin büyümesi, böyle gedikli sahiplenmeler ve bir şekilde yaşıyor olmak… Film şeritlerinin bu yerlerde kopmaları gerekiyor. Kopmadığında, kapının önüne gelen kedi yavrularını komşulara çaktırmadan besler gibi dram büyütmek…

Tamam, unutmadım, hiçbir şeyi unutmam ben. Anlamadığıma inanın, öyle inanın…

Kediler gelmesin.

11 Ağustos 2012 Cumartesi

Sağlıklı İletişim Kurmanın Yolları



Şimdi sizlere 27 yıllık hayat tecrübem sonucunda insanlarla sağlıklı iletişim kurmanın yolları üstüne tespitler sıçacağım. 
  • İyi yalan yakalayıcılar olmak istiyorsanız, iyi yalan atıcılar olmanız gerekir. İnsanları yalanlarıyla yüzleştirmeye kalkmayın, bildiğinizi kendinize saklayın. 
  • Karşılığında sizinkinden daha ağırbaşlı bir sır almadan, kimseye sırınızı vermeyin.
  • Kimseye beni anlamıyorsun, demeyin. Ben anlatamıyorum, diyin.  Ama yanınızda şemsiye taşımayı unutmayın.
  • Sık sık kullandığınız kelime kalıplarından kurtulun.  Kuşum, çok pardon, olur öyle vs. gibi… Öldürücü darbeden önce sersemletici silahınız bu kelime kalıpları olacaktır.
  • Yeni girdiğiniz bir ortamda ya da sosyal medyada dikkat çekmek istiyorsanız zekâ pırıltıları saçmaya kalkmayın. Zekâ pırıltıları uzun vadeli ilgi yatırımları içindir. Sosyal kimlik göstergeleri sizinkiyle aşağı yukarı aynı seviyede ya da daha üstte olan insanlar için genel olarak saçmalayın. Onların kendilerinin sizden daha zeki ve makul olduklarını düşünmelerini sağlayın. Gözleri hep sizin üstünüzde olacaktır.
  • İki kişiden fazla olduğunuz bir ortamda ciddi fikirlerinizden bahsetmeyin. Ciddi cümleleriniz susturuculu silahlar olarak geri dönebilir. Kuru sıkı çok sorun çıkarmayacaktır.
  • Öfkelenmeyin, sakin olun ama öfkelenmediğiniz şeyler hakkında iyi rol yapın. Öfkeniz sizi yönetir, öfkeli rolünüz karşınızdakini…
  • Gerektiğinde konuşmayın, gerekmedikçe konuşun, iltifat edin.
  • Baktınız işin içinden çıkamıyorsunuz, çamura yatın, manüple edin ama ne yaparsanız yapın basit cümmleler kurun ve sempatik görünün. Olmadı mı? Kimseye bahsedemediğiniz önemli problemleriniz olduğunu ima edin. Duygusal problemler seçin, mental değil.
  • Ciddi problemleriniz olsun ama insanların sizi zorlamalarını sağlamadan bunlardan bahsetmeyin. Diğerlerinden daha ciddi bir probleminiz yoksa basit hastalıklarınızın Latince isimlerini öğrenin.
  • Kestirilebilir ve net olmayın ama öyle görünün. Hangi arkadaşınızla daha samimi olduğunuzu kimseye belli etmeyin. Herkese kendisinin en samimi arkadaşınız olduğunu düşündürün.
  • İnsanların ne giymedikleri, ne giydiklerinden daha ziyadesini söyler. Özellikle kadın arkadaşlarınızla kıyafet alışverişine çıkın. İçlerinde ve ceplerinde nasıl birini taşıdıklarını öğrenmek için iyi bir yöntemdir.
Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Şimdi zahmet olmayacaksa bunları buzdolabına kaldırın. Dışarıda bırakınca kötü kokuyorlar.

3 Ağustos 2012 Cuma

İyilik Yapmak Üstüne



Birinin karşılıksız bir iyilik yapması için içinde taşıdığı bir vicdan azabını hafifletmeye çalışıyor olması gerekir. Ya da dayatılmış biçeme uygun şekilde, karşılık beklemediğine dair bir yalana inanmış ‘gibi’ olması. İkiyüzlü…

Toplumun ve dinin dayattıkları olmadan kişisel bir ahlak düzeni geliştirilemez çünkü bütün ‘ahlak’ tanımlamaları bu sahada öğrenilenlere göredir. İnsan ahlak bilinciyle doğmaz.  İyilik yapmak bu tanımlamalar dışına çıkamaz. Statükocu…

Başkalarını da düşündüğü için kendiyle ilgili bir arzusundan vazgeçen kişi korkaktır. Basiretsiz bencil… 

İyilik yapan insan ikiyüzlü, statükocu, korkak ve basiretsiz bir bencildir…

Şimdi şu şarkı eşliğinde insanların ne kadar kötü olduklarına dair yakınıp ağlamaya devam ediyoruz.