11 Ekim 2013 Cuma

Dağ, ben sana küsen tavşan;




1 Ekim 2013 tarihinde yayınlanması planlanmış bir yazıydı. İşte bilen pek az bilir benim bir ay başı defterim vardır… Her ayın ilk günü o ayın umulan haletinin çetelesi tutulur. Bu ay kamuya açık alan bir çetele tutmaya karar vermiştim. Kaldı ki ona da iş çıkış saatlerinde yürüyen merdivenlere tırmanmazken heves etmiştim. Kalabalık meydanlarda alt yazı okuyarak başımı döndürürken aşka gelmiştim.

İşte bilen pek az bilir ben bu koca ellere orta parmağın ucundan bilek mesafesi yürüyerek kat edilebilen küçücük bir avuçtan geldim. 

Bunca zaman bir şey yazmamışlığımdan mütevellit soranlara borcum birikti. O kadar zamanda yeni bir bir şey yazmadığımı var sayacaksak ki bir tez yazdım. Yeni bir şehre alıştım, bir alay insanla tanıştım. Sulara, sellere, yokuşlu evlere karıştım. İki ayağıma aynı anda beş pabucu sokmaya çalışmanın keyfiyle yarıştım.  Herkes o yollardan dönerken ben yeni gözlerim; kamaştım. Burnumu yerden aldım, umurumu yerden almadım.  Yaptığımdan, çok da memnun olmadım. Ya ne yapacaktım, diye de sormadım. 

Kafamın içinde düşünmek kalmadı, yapmak yapmak doldu kafamın içi işte bilen pek az bilir. Boş bir saksıya dal olmaya geldiniz de; ne umdunuz, ne buldunuz. Hani onu da affedin diyeceğim de, pek bi kalmaya niyetiniz yoktu zaten; eğri oturup yaşken eğilelim, sonra illa ki bir doğru konuşuruz. 

Bir şeyi anlamak, bir yaşamı harcamak olsa ki, bazı insanların cezası en çok anlamak istedikleri şeyleri anlamamak olsa ki… İşte öyle, böyle derken… Sabah elektrik faturasını ödeyecektim.

Hani bir zamanlar ara sıra yazmayacağım, yazmamalıyım kararları alarak bu sayfalara verdiğim beyanlar kibirli bir çocuk hevesiymiş. Şimdi anladım ki bu blog macerası gerçekte bu vakit bitmiş.

Yazdıran heveslere, okuyan heveslilere, bir umut herkese, herkese binlerce teşekkür ederim.

Kapatmıyorum blogu, belki yine gelirim. Gerçi artık gelsem de o ben değilim, 

Bu da son şiirim olsun:

BU DA SON ŞİİRİM OLSUN

Bundan sonra yazmayacağım cümleler beni affetsin.
Bu olduğum ben değilsem, dilerim iyi halt etsin.
Dağ, ben sana küsen tavşan;
İçlerimde budanmış bir ağacın var, sorma gitsin…


Yarın ne giysem, hava serin olur mu ki? 

6 Yorum:

cem dedi ki...

büyüdükçe ya da yaşadıkça öncelikler değişiyor. seçtiğin yolla orantılı bi değişiklik ve olağanı bu. Diğer türlü olanı sağlıksızı zaten.

Kolay gele..


ha elinde mevsimlk bir şey olsun, haberlerde doktorlar hasta olmamak için bunu yapın diyor....

İrem Nas dedi ki...

Cem, ilgin için teşekkür ederim. Kesinlikle haklısın. Önceliklerin zorunlu seçmeliliği diyelim. Burası benim ağaç evim, illa ki uğrarım. :)

merbe dedi ki...

Senin hayatında en son ne zaman önceliklerin zorunlulukların olmuş ki? Geçer öncekiler gibi, hava alman lazım biraz, biraz da ağlaman anladığım kadarıyla :) bişey olmaz, baharlık mont diye bişey var, o olur bak.

mesed dedi ki...

Ben yaşıyorum uzaklardan İrem' in kuğu şarkılarını dinliyorum.

Selam ile,

https://www.youtube.com/watch?v=vd_vYHMVeWc

Binlerce teşekkür ederim.

İrem Nas dedi ki...

Merbe, benim sana bir kelime laf etmeye yüzüm yok. Zeynep sana da öyle ki üstüne bir de bu şarkıyı duydum ya ben ne desem daha.

isiklidusler dedi ki...

Yeni bi şey denemelisiniz belki, İfadeleri doğaçlamak, Yazmak için değil gibi ,yazmak yük değil gibi, Yazasım geldi olmadan gibi, Hİç kimseye ve hiçbir şeye yazmıyor ve bi şey anlatmıyor gibi, ;Kulağı ve duyuşu dolduran kalıplaşmış müzikleri temizlemek için biçimi olmayan serbest ve özgü ndoğaçlamalar gibi, Hiç bir ifade-hiç bir düşünce-hiç bir kelime kaygısı taşımadan,
Belki bi gün ağaç, bi gün kuş bi gün kuşa konan kelebek;
Bunuda sevmediyseniz bence, bunu yaptığı kuleyi zevkle ve aldırmadan yıkan bi çocuk gibi düşünün, Başka bi çiçek açsın burası;
Sadece öylesine içinden geldiği gibi,
Tıpkı benim şu an hiç olmadığım bilmediğim bi şeye fikirsizce maydonoz oluşum gibi
Geçerken/gezerken uğrayanın içinden dökülenler;