30 Ocak 2013 Çarşamba

Okuma Alışkanlığı Üstüne




- Okuma alışkanlığı istisnasız çocukluktan gelir;  bu alışkanlığı sonradan edinmek emek ve sabır gerektirir. Elinize kitap aldığınız ilk seferde kafanızı gözünüzü yarmadan ağzınıza düşecek bir armut ummayın.

- Çocuğunuz sizi kitap okurken görmüyorsa ondan kitap okumasını beklemeyin. Çocuklar kendiniz için bir şey okuduğunuzu gördüklerinde okumaya özenirler, geceleri onlar için masal kitabı okuduğunuzda değil.  

- Çocuğunuza kitap okutmak için evde okuma saatleri düzenleyen ve sadece bu saatler içinde "okuyormuş" gibi yapan ebeveynlerden olmayın.  Çocuklar samimiyetsizliği hissederler ve birer yetişkin olana kadar samimiyetsiz buldukları bir şeyi taklit etme girişiminde bulunmazlar. 

- Kitap okumayı çocuğunuz için ödül veya ceza aracı olarak kullanmayın. Eğer kitap okursa ona istediği şeyi alacağınıza dair vaatlerde bulunmayın; ya da derslerini bitirince istediği kitabı okuyabileceği üzerine dayatmalar kurmayın.  İstedikleri zaman istedikleri kadar okumalarına izin verin. Hazla beslenen eylemlerin görev bilinciyle gerçekleştirildiklerinde verimli oldukları görülmemiştir. 

- ÖSYM sınavlarında zaman kullanımında sıkıntı yaşamayanlar ve özellikle sözel alanlarda başarı gösterenler çok ders çalışanlar değil, çok okuyanlardır. Üniversite sınavına hazırlanan çocuğunuzun elinde roman görürseniz ona çemkirmeyin. 

- Hızlı okuma, çok okumakla kazanılan bir alışkanlıktır. Hızlı okuma tekniklerine dair kitaplar okuyarak ya da kurslara giderek çabuk yol kat etmeyi beklemeyin. Zaten Formula 1 pilotları da sürüş eğitimli trafik canavarlarından çıkmaz. 

- Çok okuyan biri değilseniz ve okuma alışkanlığı edinmek istiyorsanız yola kendinizi zorlayarak çıkmayın. Okumaya düşünce kitaplarından, felsefi romanlardan başlamak ısınmadan spor yapmaya benzer. Sabırlı olun; başlarken sizi yormayacak, meraklandıracak, heyecan verecek, olay örgüsü üstüne kurulu kitapları seçin. Kendinizi önce kitapları sevmeye alıştırın; gözünüzü en baştan korkutmayın. 

- Ağır bulduğunuz kitapları okunması daha kolay kitaplarla birlikte okumak da bir alternatif olabilir. Dikkatiniz dağıldığı anda okumakta zorlanmadığınız kitaba dönün, kendinizi hazır hissettiğiniz zaman diğer kitaba devam edin. 

- Tarzınızı belirlemek için aceleci olmayın. Mercimek çorbası içmeden mercimek çorbası sevmediğinizi iddia etmeyin. Mercimek çorbasını sevdiğinizden emin olup başka alternatifleri de gözden çıkarmayın. Her şeyi deneyin, okumaya çalışın. Neyi daha çok sevdiğinizi ya da neyi okumanız gerektiğini zamanla anlarsınız. 

- Okuma alışkanlığı edinme sürecinde okuduklarınızı küçümseyen “çokbilmişlerden” uzak durun. Öncelikle önemli olan “ne okuduğunuz” değil, okumayı sevmenizdir. Bu dönemde okuduklarınızı gereksiz bulanlara kulak asmayın. 

- Bazı insanlar müzik dinlerken, bazıları yolculuklarda, bazıları uyumadan önce okumayı severler. Hangi halde dikkatinizi yoğunlaştırabildiğiniz ve günün hangi zamanını okumaya ayırabildiğiniz önemlidir. Toplu taşıma araçlarında düşünce yazıları, gece uyumadan önce korku-gerilim romanları okumayı tercih etmeden önce düşünün. Ruh halinizi sıkıntıya sokan kitapları okumayı uygun bir zamana erteleyin. Elinizde olanı okumak ve başladığınızı bitirmek için kendinizi zorlamayın.

- Bazı insanlar tavsiye üstüne okumayı tercih ederler. Size kitap konusunda tavsiye soranlara hemen en sevdiğiniz kitabı önermeyin. Karşınızdaki kişinin okuma alışkanlığını ve tarzını göz önünde bulundurun. Sizin en sevdiğiniz kitap, tavsiye isteyen kişiyi okumaktan soğutabilir.

- Defalarca çevrilmiş kitapları seçerken çevirmene ve yayınevine dikkat edin. Dünya klasiklerini süper marketlerdeki ucuzcu sepetlerinden almayın. Bir klasiği bütün dünyanın yıllarca severek okumasına anlam verememeniz kötü bir çeviri yüzünden olabilir. 

- Okuma konusunda öneride bulunmaya hevesliyseniz yargılayıcı ve küçümseyici olmamaya özen gösterin. Size göre çok önemli o yazarı okumuyor diye kimsenin şevkini kırmayın.

- Kitaplardan alıntılar yapabiliyor olmak sizi okuduğunu anlayan birinden önce gösteren biri yapar. Konuşurken ilgisiz durumlarda altı yazarların ismiyle çizilmiş alıntılar püskürtmekten kaçının. Bu yakınlıktan ziyade mesafe yaratır. Okuduklarınızı içselleştirmeye, öğrenmeye, uygulamaya çalışın, gösteriş aracı olarak kullanmayın.

- Yine de okuduklarıyla gösteriş yapmayı sürdürmek isteyen bazılarına naçizane tavsiyem kitapları kahve fincanlarıyla fotoğraflamayı bırakmaları yönünde. Okuduğunuz bir metni alıntılamanız ya da kitabın içinden bir bölümü fotoğraflamanız hem kitabı okuduğunuz konusunda daha ikna edici olur hem de paylaşımınızı gören başkaları için teşvik edicidir.

- Son olarak; okumadan kendinizden başkasına yazmayın.

21 Ocak 2013 Pazartesi

Sevgili Günlük,




Kişinin işi laftır, aynaya bakalım. Hıçkırık tutarsa BİM poşetine üfleyerek karbondioksit alalım.  Hayatı sırtımızdan kambur olmadan evvel atalım. Ben bunları geçtim, bunlar beni hâlâ geçmedi bakalım. 

Buralar gitsin, sen git, herkes gitsin. Duruyorum ben.

Sabaha sandalyeleri dizmiş olurum, çayı koyarım, ıhlamuru demlerim, gazetelerin manşetlerini okurum. Çay kararmaz, ıhlamur demini yeni alır, gazeteler hiç okunmamış gibi olur. Anahtarı bırakırsan süpürürüm de buraları. 

Annemin dedesi öldüğünde 100 yaşına varmıştı. At beslediği için biz küçük torunlar ona “Atlı Dede” derdik. Atlı dedem bana dünyanın sarı bir öküzün boynuzları üstünde durduğunu söylemişti. Onu kızdırdığımız zaman sarı öküz kuyruğunu dünyanın bir yerine vuruveriyordu ve vurduğu yerde deprem oluyordu.

Atlı dedem, ben bugün seni hatırladım. Dünyanın sarı öküzün boynuzları üstünde durduğuna bir türlü inanmamıştım hani. Yuvarlaklığına ikimizin de çocuk aklının ermediğinden belli...

Bugün seni öğrendim. 

Dünya hakikaten bir tepsiymiş ve o tepsi sarı öküzün boynuzları üstünde değil, genç ve güzel bir kadının bir çift memesi üstünde duruyormuş. Ve ne zaman bir bebek açlıktan ağlasa, bir adam yalnızlıktan yakınsa o kadın kıpırdanıyormuş. Tepsinin dengesi kayıyor, dökülen sütler yüzünden yağmur yağıyormuş.

Çok vurdum, duymadılar. Adımı “vurdumduymaz” koydular. Kişinin aynası iştir, lafa bakılmaz dedikleri günden beri ben aynaya bakmıştım dedecim; bakalım. Kendilerinden bir çift memesini esirgeyen küçücük dünyayla ne işi olur ki kocaman adamların? Gel, bu dünyayı yakalım.

Evvelsi gece üç adamın yalnızlıktan yakınması benim sanal duvarımda alt alta dizilmiş. Adına da tesadüf demişler. Sen olsan tevafuk derdin. Sonra yağmur yağdı. Yaratmanın Yaradan’a mahsus imişliğinden midir kızdılar bana dedecim? Ben haddim mi bilmeden hep tesadüf yarattım. Çocukken çizdiğim resimlere gülen anne güneşler, bıyıklı baba aylar yaptım. 

Resim öğretmenlerinin kızdığı çocuklar, kayıkçılar ve senin için Zeki Müren’den gelsin mi o zaman, Sandalım Geliyor Varda?

Sana hiç 'dedecim' demediğim için galiba.

Yağmur dindi burada, her şey bir resim gibi bozulmadı hala…

(Dünyanın esirgediği memeler üstüne bir öykü: Tous des Monstres )

17 Ocak 2013 Perşembe

Ayva Tatlısı




Ben şu halde
Bir zatım, bizzatım bir kepekli ayva...
Şimdi hiç boğazına durmayayım.
Önce dilim dilim dağıt misafirlere,
Sonra ekmek bıçağıyla böl beni.
Koltuğum sızılı bir diş oyuğu olsun.
Senin ağrında otururum.

Ben geldim, hoş geldim, hoş desinler.
Işığı hiç açmayalım; rengimizi bilsinler.
Seni kırmızıdan çaktım; içimi öyle yaktım.
Tatlı yap da afiyetle yesinler.
Bir kibrite yanmışım, olsun.
Kalımsız alevinde
Bizi görsünler.

16 Ocak 2013 Çarşamba

Sakız




Bir sorunun yanıtının bu kadar kolay olmasına ihtimal vermeyişim yüzünden yaptığım yanlışların sorumlusu ÖSYM’dir. Bir insanın bu kadar dürüst olmasına ihtimal vermeyişim yüzünden riyakârlığa itimadımın sorumlusu da ÖSYM olsun mu? Ben kendime hiç kendimlik yapmadım. Ortanın kararından üstünü hiç almadım.

Kafamın üstüne porselen tabak koyarsam beynimin gevşemeyeceğine inandım. Zekâ pırıltıları saçmamın sırrı limon suyudur; gözlerime sıktım, yandım. Göz doktorundan sıra aldım. 

Minnacık bir adamı çiğneyerek sevmiş, sonra böyle şişirecekmiş tam, sen adam kaybolmuş yeminle sakız gibi. Yanlışlıkla yutuvermiş adamı. Adam ölmüş; kadın sakız çıksın diye beklemiş durmuş. Gastroenterologa görün, dedim kadına. Ama kadın napmış? Vergi dairesine gitmiş. Birlikte göz doktorunu bekledik, sıra bize geldiyse de görmedik. 

Bu da öyle bir anımdı. Ruhum fıkır fıkır kaynadı.

İnsanın ruhu yumurta gibi bişeydir. Ruhunu kaynatıyorsun, suyuna kibrit çöpü atıyorsun, çatlamıyorsun. Bütün kibritler ve çıralar sıcacık soba kokar. Parmakların yanayazınca sönmeden atıverirsin kibriti; sobaya dokunmadan ısındığın gibi bir şeydir. 

Bugün Ergin Günçe’nin gittiğinin 30. kez yıl dönümüdür. Ben dünyanın tepsi gibi düzlüğüne inanalı köşeden düşmeyişimin aylar, yıllar dönümü… 

Kalbim bu sessiz sonbaharda
Bugün atlaslara inanma sakın
Düz bir tepsidir dünya
Yolun sonuna ulaştın artık
Güzel bir durum kıyısındasın.

... 

(Ergin Günçe)

Bir kibrite yanmışım, olsun.