23 Şubat 2013 Cumartesi

Parodi Dinler



Parodi din; bir dini, mezhebi veya inanış biçimini çeşitli amaçlarla taklit ederek yeniden biçimlendiren dinlere verilen isimdir.  Kerameti kendinden menkul bu dinlerin amacı yeni bir inanış biçimi yaratmak değil, varolan bir dini inanışı yermektir. Bu yüzden hiçbir din ve kurum tarafından din olarak sayılmazlar. Bu dinlerin kurucuları özellikle pagan kültüründen gelen ilahi dinlerin doğruluğu hakkında şüpheli yargılara varan kişilerden oluşur. Parodi dinlerin bir kısmı ilahi dinlerin katı kurallarını esnetip daha uygulanır hale getirmeyi amaçlarken, bir kısmı sadece mizahi eleştiri amacı gütmektedir. Tanrı inanışındaki bazı parodi dinler, kendi tanrılarının varlığını “yokluğu ispatlanamayan bir şeyin varlığını kabul edebiliriz” önermesiyse savunurlar.

Parodi dinler içerik bakımından postmodernist oluşumlardır. Birçoğu varlığını ve yayılımını internet üstünden sürdürür. Bilinen en eski ve en fazla müridi olan parodi dinin Diskordianizm olduğu ifade edilse de günümüzde ve ülkemizde en çok tanınan parodi din “Pastafaryanizm”dir. 

Pastafaryanizm mensubu olduğunu söyleyen Niko Alm isimli Avusturyalı bir vatandaşın sürücü ehliyetinde başına makarna süzgeci geçirdiği bir fotoğrafı kullanmak istemesi üzerine Pastafaryanizm’in resmi olarak tanınmışlığı söz konusu oldu. Zira Alm fotoğrafını ehliyetinde kullanmayı başardı.

Dilimizde parodi dinler hakkında yazılmış detaylı bilgiye ulaşmak mümkün değil. Aşağıda en bilinen parodi dinler hakkında bazı bilgiler bulacaksınız. (Buradan sonrası tamamen alıntıdır. Yazarı bulamadığım için ismini yayınalaymıyorum ama kaynak linkler en altta mevcuttur.)

1.  Pastafaryanizm
Uçan Spagetti Canavarı (USC) -İngilizce ismiyle Flying Spaghetti Monster (FSM)- Amerikalı fizik mezunu Bobby Henderson tarafından kurulan Pastafaryanizm adlı parodi dinin Tanrısıdır. USC, ilk olarak 2005 yılında Henderson’un ABD’nin Kansas Eyaletinin Eğitim Kurulu’na yazdığı bir mektupta geçer. Bu mektupta Henderson, gayet detaylı bir şekilde yeni inanç sistemini ve dayanaklarını anlatır ve delil durumunun “Akıllı Tasarım/Yaratılış” ile aynı düzeyde olduğunu göstererek, biyoloji derslerinde bundan sonra bu yeni alternatif sistemin de öğretilmesini talep eder.

İnternet ortamında inanılmaz bir hızla genel üne kavuşan USC, ciddi din tartışmalarında da kullanılmaya ve Dawkins gibi yazarların kitaplarında ismen anılmaya başlamasından beri, artık teizm-ateizm tartışmalarının vazgeçilmez bir parçası durumuna geldi. Venganza.org adlı resmî internet sitesinin yanı sıra hemen her ülkede, çok sayıda site, bu yeni dinin tebliğini yapmakta.

Pastafaryanizm Dini’nin ana öğretileri ve inançları:
- Evren, varlığı ispat edilemeyen Uçan Spagetti Canavarı tarafından var edilmiştir. Evrime işaret ediyor gibi görünen tüm deliller, insanların aklını karıştırmak için, kendisi tarafından evrene serpiştirilmiştir. 

- Boby Hendorson, bu dinin peygamberidir. 

- Son dönemlerde artış gösteren küresel ısınma, deprem, sel gibi felaketler 1800′lü yıllardan bu yana deniz korsanlarının sürekli azalmasına ve yok olmaya yüz tutmasına bağlıdır. Üstelik bu ilinti gayet detaylı istatistiklerle de göz önüne serilebilir. Ayrıca son yıllarda Somali korsanlarının artan aktiviteleri de bunu ispatlamaktadır. Çünkü en yoğun korsan faaliyetlerinin görüldüğü Somali, gezegenin en az CO2 emisyonunun olduğu ülkedir. 

- Pastafaryanizm’in (Musa’nın 10 Emri’ne gönderme yapan) “8 yapmazsanız çok memnun olurum” listesinde, ayırımcılık, intikam, kadın düşmanlığı vs. gibi eylem ve düşünceler “yapmazsanız çok memnun olurum” kapsamında vahyedilmiştir

 2. Tek Boynuzlu Görünmez Pembe At  
Tek Boynuzlu Görünmez Pembe At -İngilizce ismiyle Invisible Pink Unicorn (IPU)- belki daha entelektüel denilebilecek yeni bir dinin Tanrıçası. Bu Tanrıça ilk defa 1990 yılında gerçekleşen bir internet tartışmasında ismen geçer. Tanrıça’nın hem görünmez hem de pembe olmasından kaynaklı mantıksal paradoks ise bu dinin iman sırlarındandır. Kimse, IPU’nun yokluğunu kanıtlayamaz. Bu dinin mensupları çok sayıda farklı mezheplere bölünmüşlerlerdir. Örneğin bir mezhep Tanrıça’nın sadece kâfirlere görünmediğini, fakat dilerse müminlere görünebileceğini savunurken, diğer bir mezhep bunun Tanrıça’nın zat ve sıfatlarıyla bağdaşmayacağına inanır. Müminler, Tanrıçalarının ismini yazarken isminden sonra “pbuh” (Peace Be Unto Her -- Barış Onun Üzerine Olsun) veya “bbhhh” (Blessed Be Her Holy Hooves -- Kutsal Nallarına Salât Olsun) gibi kısaltmalar kullanıyorlar.

3. USC ve IPU’nun Rol Modelleri 
“Uçan Spagetti Canavarı” ve “Tek Boynuzlu Görünmez Pembe At”ı ilk ortaya atanların aklında hangi rol modelleri vardı, bilmek pek mümkün değil elbette. Ama her iki figürün de literatürde birçok selefi var. Bunlardan en meşhur/etkili olduklarını düşündüğüm üç tanesine değinmek istiyorum. 

- Carl Sagan’ın Ejderhası 
1934-1996 yıllarında yaşayan astrofizikçi Carl Edward Sagan, The Demon-Haunted World: Science as a Candle in the Dark adlı eserinde garajında yaşayan görünmez, ısısı olmayan ateş püskürebilen bir ejderhadan bahseder ve bunun yokluğunun ispatlanamayacağını açıklar. 

- Russell’in Çaydanlığı 
1872-1970 yıllarında yaşayan meşhur İngiliz filozof ve matematikçi Bertrand Russell, 1952 yılında yazdığı “Is There a God?” adlı makalesinde şöyle der: 

“Dünya ile Mars arasında porselenden bir çaydanlık bulunduğunu ve eliptik bir yörüngede Güneş’in etrafında döndüğünü iddia edersem, kimse bu iddiamı yanlışlayamaz -- tabii söz konusu çaydanlığın, en güçlü teleskoplarımızca bile görülemeyecek kadar küçük olduğunu iddiama ekleyecek kadar temkinli olmam kaydıyla. Ama bunun üstüne bir de iddiamın yanlışlanamaz olduğu için, bu iddiadan kuşku duymayı insan aklının kabul edilemez bir kibirlenmesi olarak adlandırırsam, haklı olarak saçmalamakla suçlanırım. Fakat böyle bir çaydanlığın varlığı antik kitaplarda geçiyor, her Pazar insanlara kutsal hakikat olarak telkin ediliyor ve okullarda çocukların zihnine işleniyor olsaydı, işte o zaman çaydanlığın varlığından şüphelenmek çok tuhaf ve eksantrik olurdu. Şüphe duyanlar “aydınlanmış” bir çağda psikiyatristlerin, eski çağlarda ise engizisyon yargıçlarının ilgisine maruz kalırdı.”

Richard Dawkins, A Devil’s Chaplain adlı kitabında Russell’in bu argümanını devam ettiriyor:

“Organize olmuş dinlerin açık karşıtlığa müstahak olmalarının sebebi, bu dinlerin -Russell’in çaydanlığına olan inancın aksine- güçlü, etkili, vergiden muaf ve buna karşı koymak için henüz çok küçük olan çocuklara sistematik bir şekilde telkin ediliyor olmalarıdır. Kişiliklerini en çok şekillendiren yıllarda hiçbir çocuk çaydanlık üzerine yazılmış deli-saçması kitaplar ezberlemek zorunda bırakılmıyor. Devlet desteği ile ayakta duran okullar, sırf ebeveyni yanlış bir çaydanlık biçimini yeğliyor diye çocukları almamazlık yapmıyorlar. Çaydanlık müminleri, çaydanlık kâfirlerini, çaydanlık münkirlerini, çaydanlık fasıklarını ve çaydanlık müşriklerini taşlayarak öldürmüyorlar. Anneler, oğullarına ailesi bir değil üç çaydanlığa inanan çaydanlık ecnebileriyle evlenmemeyi telkin etmiyorlar. Sütü çaydan önce katanlar, sütü çaya ekleyenlerin dizlerini kurşunlamıyorlar.”
  
- Epikür’ün Gamsız Tanrıları  
İlk materyalistlerden olan Eski Yunan Filozofu Epikür, Tanrıların varlığına karşı çıkmadı, fakat Tanrıların herhangi bir şekilde evrene, kadere, insanlara müdahale etmediğini, insanların yapıp ettikleriyle hiçbir şekilde ilgilenmediğini öğretti. Tapma, kurban verme, dua etme gibi insan eylemlerini çocukça saçmalıklar olarak gördü. Epikür’ün sözünü ettiği “ara âlemde” yaşayan, bizimle ve evrenle hiçbir ilgisi olmayan ve kendilerince mutlu ve sonsuz bir hayat süren Tanrılara gerçekten inanıp inanmadığı felsefe tarihinin tartışma konularından. 
İhtimal dâhilinde görülen ve bana oldukça sempatik gelen yorumlardan biri de, aslında ateist olduğu, fakat Tanrıların yokluğundan bahsetmek yerine, büsbütün önemsiz ve gereksiz olduklarını göstermeyi yeğlediği yönünde.

Hangi yorum doğru olursa olsun, her halükârda Epikür’ün Tanrılar hakkında yazdıkları, aslında Russell’in çaydanlığından pek farklı sayılmaz. Bir yerlerde, bir şekilde bizimle hiçbir ilgisi olmayan, bizi veya evreni yaratmış olmayan, bizim yapıp ettiklerimizi de hiç mi hiç umursamayan, kendi hallerinde Tanrılar var. Yokluğunu ispat edemiyoruz. İnanmak isteyen buyursun.

4. Akıllı Tasarım Parodileri
  
- Akılsız Tasarım 
İsmini Mark Perakh‘ın aynı adlı kitabından alan “Akılsız Tasarım” -Unintelligent Design (UD)- akımı teistlerin evrime karşı çıkışlarına ve akıllı tasarımı savunmalarına hicivsel bir reaksiyon olarak ortaya çıktı. Evrenin ve canlıların bir Tanrı tarafından tasarlandığı kabul ediliyor, fakat bu Tanrı’nın zaman zaman ne denli beceriksiz olduğu ve mükemmeliyetten ne denli uzak olduğu gösteriliyor. Sayısızca nesli tükenen canlı türü, işlevsiz kanatlar, hiç de ekonomik olmayan organ yapıları ve çalışma türleri, insan gözündeki kör nokta vs. gibi sayısızca örnekle Tanrı’nın mükemmel olmadığı ve birçok tasarım hatası yaptığı kanıtlanıyor. Aynı argüman ve örnekler Argument from poor design ve benzer başlıklar altında da derlenmekte ve tartışılmakta.

- Akıllı Düşüş 
Yine evrime karşı çıkan “akıllı tasarımcıların” iddialarına satirik bir yanıt olarak kurgulanan Akıllı Düşüş -Intelligent Falling (IF)- Darwin’in evrim kuramına karşı söylenenleri, Newton’un gravitasyon kuramına uyarlayarak evrim karşıtlığının saçmalığını gösteriyor. Bu görüşe göre, elma ağaçtan gravitasyon etkisiyle düşmüyor, bir Tanrı tarafından aşağıya itiliyor. Okullarda fizik derslerinde gravitasyon teorisine bir alternatif olarak öğretilmesi talep edilen Akıllı Düşüş, özellikle Newton’un teorisinin sadece bir teori olduğunu ve mutlak anlamda kesin bilgi olarak geçemeyeceği üzerinde duruyor. Akıllı Düşüş fikri -bilindiği kadarıyla- ilk olarak 2005 yılında David Craig Simpson’ın bir Comic‘inde geçti. 10 gün sonra bu fikri Joshua Rosenau, kendi bloguna taşıdı ve detaylandırdı. Hızla meşhur olan fikir, The Onion gibi sitelerde ve sayısızca blogda yer aldı. 

- Leylek Teorisi
İsmini yaratılışçı Ben STEIN‘ın “Expelled: No Intelligence Allowed (Kovuldu: Akla İzin Yok)” adlı filmi ile dalga geçen, richarddawkins.net parodisinden almıştır. “Sexpelled: No Intercourse Allowed (Seksten Kovuldu: Sevişmeye İzin Yok)“. Sürekli “okullarda karşı tezi de anlatın”, diyen yaratılışçılara, “leylek teorisini de anlatalım o zaman (nasıl olsa eşit olarak saçma)” mesajı veren parodidir. Parodinin sonunda, Dawkins sanki bir yaratılışçıyla konuşuyormuş gibi “tamam bebeği leylek getiriyor da, leyleği kim getiriyor?” der.

5. Diskordianizm Dini 
Diskordianizm Dini 1958 yılında Gregory Hill ve Kerry Thornley tarafından Principia Discordia adlı kitapla kuruldu. Biraz din parodisi, biraz felsefe, biraz da mizah olarak adlandırılabilecek akım internet aracılığı ile çok sayıda taraftar buldu.Diskordianizm, ana amaçlarını düşünmeye, sorgulamaya sevk etmek, dogmaları yıkmak olarak belirtiyor. Bunun için seçtikleri başlıca yol ise akıl karıştırmak, zihin gıdıklamak veya İngilizcesi ile Mind Fuck praktize etmek. Her türlü gelenek ve otoriteye karşı çıkan akımın anarşist eğilimleri bulunmakta... Objektif doğruların varlığı reddediliyor, evrende her şeyin 5 rakamı ile ilintili olduğuna inanılıyor, bu inançtan hareketle kurgulanan özel bir takvim kullanılıyor. Akımın aktivitelerinde ve tartışmalarında mantıksal tezatlara ve paradokslara özel bir ilgi duyulduğu görülüyor. Dinin herhangi bir merkezî organizasyonu yok. Dine kaydolan her mümin kendini papa ilan edebilir (veya etmez). Din topluluğu, hiyerarşik bir yapısı olmayan çok sayıda bağımsız internet sitesi, Facebook sayfası vs. gibi münferit noktalar etrafında devamlılığını sürdürüyor. 

6. Jediizm 
Jediizm, ismini Yıldız Savaşları adlı sinema filmi serisindeki Jedi figürlerinden alıyor. 80′li yıllarda İngiltere’de oluşan ve Hıristiyanlık, Budizm, Taoizm ve Şinto dinlerinin bazı öğelerini birleştiren bu karma dinin (gerçek) mensupları, dinlerini gayet ciddiye alıyorlar ve Yıldız Savaşları filminde canlandırılan Jedi öğretisini, kendi inançlarına en yakın öğreti olarak gördükleri için bu ismi seçtiklerini söylüyorlar. Tanrı tanımayan bu dinin kabul ettiği yaşam kodeksinde, beden sağlığı ve gücü, eğitim ve bilgi, yaşama saygı, uyum gibi öğeler yer alıyor. Birleşik Krallık ve Kuzey İrlanda’da 2001 yılında yapılan nüfus sayımında, o kadar çok vatandaş, mensup olduğu din olarak Jediizm'i belirtti ki, resmî istatistiklere bu dinin ismini de almak gerekti (bkz.). Her ne kadar bu oranın içinde, öylesine/şakasına veya hakim dinleri protesto amacıyla veya StarWars hayranlığından dolayı Jediizmi belirtenler çoğunlukta olsa da, bu durum hukuki ve siyasi açıdan ilginç soruları da gündeme getirdi. Ne de olsa, seküler bir devlet hangi dinin doğru/ciddi vs. olduğu konusunda karar veremez ve sadece vatandaşlarının kendi ilanlarını baz almak zorunda. Öyleyse belli bir sayısal eşiği aşan her inanca da eşit muamele yapılmalı.
 
7. Iglesia Maradoniana
90′lı yılların sonunda meşhur futbolcu Diego Maradona’nın hayranları tarafından Arjantin’de kurulan Iglesia Maradoniana (IM -- Maradona Kilisesi) mensupları, tapmakta oldukları Maradona’yı -İspanyolcada Tanrı anlamına gelen Dios sözcüğüne ve Maradona’nın triko numarasına göndermede bulunarak- D10S olarak yazıyorlar. Kendilerine özgü takvimleri olan IMciler milat olarak Maradona’nın doğum yılı 1960′ı kabul ediyorlar. İçinde bulunduğumuz 2010 yılı bu takvime göre 50 DD oluyor (Después de Diego, “Diego’dan sonra”). En büyük yıllık dinî bayramları ise Maradona’nın doğum günü olan 30 Ekim. Birkaç futbol hayranının, Arjantin’de zaten yaşanmakta olan ve yer yer kutsama boyutlarına varan Maradona kültünü abartarak şakayla başlattıkları bu akıma bugün 40.000′in üzerinde taraftarın mensup olduğu söyleniyor.

8. Dudeizm -- Ahbapizm 
1998 yapımı meşhur The Big Lebowski [IMDB] filmini tanrısal mesaj olarak alıp, öğretilerini onun üzerine kuran dindir. “Rahat ol” ve “Akıntıyla git” mesajları ana mesajlarıdır. Daha fazla bilgi için: Dudeism resmi web sayfası: http://dudeism.com/ Wiki’de Dudesim: http://en.wikipedia.org/wiki/Dudeism

9. Googlizm
Her şeyi bilen, cismani/maddi olmayan, ama varlığı da apaçık ortada olan yüce Google (c.c.) Dini için “Üç Sarkastik Cadı“nın blogundan alıntı yapmayı yeğliyorum:

"Google hayranı bir takım ateistler tarafından uydurulan yeni parodi din olan Googlizm ya da Google kilisesi sevdiğimiz Pastafaryanizm ya da Görünmez Pembe Tek Boynuzlu at gibi eski parodilere pek çok açıdan fark atıyor çünkü uydurma bir din olmasına rağmen tanrılarının (google’ın) varlığını gerçekten kanıtlayabiliyorlar. Googlistler arama motoru Google’ın insanlığın (halk arasında tanımlandığı şekliyle) gerçek bir Tanrı’ya en çok yaklaştığı nokta olduğunu iddia ediyorlar ve bunu 9 sağlam kanıtla destekliyorlar. Diğer parodi dinlerde olduğu gibi “Ey kafirler uçan spagetti canavarını reddedemezsiniz!” diye dindarları taklit edip dalga geçmek yerine Googlistlerin daha ciddi bir tutumu var. Bilimsel olarak kanıtlanamıyor olmaları nedeniyle bütün doğaüstü tanrıları reddettiklerini fakat Google’ın tanrısal özellikler taşıdığı bilimsel olarak kanıtlanabildiği için “Tanrı” sıfatını tüm diğer tanrılardan daha çok hak ettiğini söylüyorlar."

Kaynakça: 

21 Şubat 2013 Perşembe

X, Y, Z ve Q Kişisi



- X kişisi şiddet içermeyen bir tepkiyi anlamakta güçlük çekiyordu. Fikirlerine katılmadığım halde ona “şiddetle” karşı çıkmadığım için onları onaylandığımı sanıyordu. Anlamanın sükûnet gerektirdiği konusunda hemfikirdik ama o anlaması gereken her defa gürültü ve ışıklı uyaranlar istiyordu. Bense kurşun kalemle çizilip silinmiş bir çizgiye dönüşmeyi seçiyordum.

- Y kişisine asla beni yanlış anladığını söylemedim. Hep yanlış anlatanın ben olduğuma dem vurdum. Beni yanlış anladığını söylediğimde kendini haklı buluyor ve anlattıklarımı anlamaya çalışmıyordu. Ben yanlış anlattım, dediğimde yine kendini haklı buldu ama neyi yanlış anlattığımı yakalamak için beni anlamaya çalıştı. İkimiz de haklılığımızdan feragat etmedik. Oysa iki kişi arasındaki konuşmaya bahşedilmiş hiçbir “haklılık” söz konusu değildir. 

- Z kişisine onu anlamadığımı söylediğim her defasında aynı şeyi bana aynı şekilde tekrar tekrar anlatmaya girişti. Daha anlaşılır yeni bir yol bulmayı hiç denemedi. Aynı biçimde tekrar anlatmanın ancak ezber ve telkin konusunda faydalı olabileceğini ona söylemedim. İlkokuldayken öğretmen konuyu anlayıp anlamadığımızı sorduğunda hiç sesim çıkmazdı, dedim. Bak şimdi, diyerek devam etti. Baktım.

- Q kişisi insanların sınırlarını kestiremediğini söyledi. Biriyle ilgilenmek istediği zaman parlak ışıklar gözünü kör ediyor ve nereye kadar gitmesi gerektiğini bilmiyordu. Adımlarını saymasını önerdim. Ne de olsa insana dair bütün sınırlar aşağı yukarı aynı yerden başlardı. Bu sefer de kaç adım sayması gerektiğini sordu. Aynaya bakarak kendimize doğru yürüdük; o aynaya çarpana kadar da durmadık.

8 Şubat 2013 Cuma

Şubat




Omuzlayarak açtığın kapıları, üfleyerek örtebilecek kudretteki güzel insanlar, o güzel atlarını da alıp gitsinler. Ve artık güzel atlarını alıp giden o güzel insanlar üstüne tek bir söz söyleme.

Söyleyecek bir şeyim kalmadı, diyecektim; yalan oldu. Söyleyecek bir şeyim hiç olmamış ki benim.

Gibey's Vodka şişesinin içine sıcak su doldurup üşüyen ayaklarımı ısıtıyorum. Limonların daha kalın kabuklu olduklarını görünce o mevsimin geldiğini anlıyorum. Kadınların ayakları işte…

Eskisinden çok daha fazla gülümsüyor, çok daha fazla kambur yürüyorum. Yaş aldığım anlaşılmasın diye kloş etekli, puantiyeli elbiseler giyiyorum. Saçlarımı uzatıyorum, çalımsız renklere boyuyorum.

Ters çevrilen kahve fincanlarını da geri çevirmiyorum artık. Kötü bir şey duymayı umanları geri çeviriyorum.

Bazen kuşlar yorulmasın diye bir ağaç oluyorum. Ağaç kadınlar çiziyorum hâlâ, rüyalarımda kendimi ağaç olmuşken buluyorum.

Olur öyle.

Zaten ben gidiyorum. Sen yine de çok üzülme. Dişin ağrıyınca serçe parmağını kanepenin köşesine çarp mesela ve de ki “hep bu kanepe yüzünden…”