Öğretmenler Günü



Bugün bir öğretmen olarak geçirdiğim ilk öğretmenler günü.
İlk öğretmenler günü hediyemi aldım.
İlk öğretmenler günü konuşmamı yaptım.
Öğretmenlerimi düşündüm, öğrencilik yıllarımı andım, ağladım.
Dünyanın en güzel işlerinden birini yaptığımı anladım.
En güzel anılarımın kahramanları hep siz oldunuz.
Öğrendiğim çok şeyin sahibi sizlersiniz.
Şimdi ben de başka güzel anıların kahramanı olmaya çalışıyorum.
İyi ki vardınız, iyi ki varsınız.
Öğretmenler gününüz kutlu olsun.
Best wishes for a teacher's day.
Meilleurs voeux pour la fête de l'enseignant.
Die besten Wünsche für Tag eines Lehrers.

Kronik Hayat Nezlesi

Bugün hangi filmi izlediniz? Şu anda ne okuyorsunuz? Son günlerde dinlediğiniz şarkılar vs…

Artık bu sorulara yanıt vermek için düşündüğünüzü fark ediyorsanız, isminizin sonuna Hanım, Bey gibi ünvanlar eklenmeye başladıysa, bulduğunuz en ufak boş vakitte elinizden gelen en iyi şey uyumak oluyorsa, isimleri aklınızda tutamıyorsanız…

Günün kritiğini yapmak için başınızı yastığa koymayı bekler olduysanız…

Elinizde okunacak kitaplar listesi yerine yapılacak işler listesi kirlenmeye başlamışsa…

Kendinize bir köpek almaktan vazgeçtiyseniz…

Her sabah aynı saatte uyanıyorsanız, ve aynı durakta aynı insanlarla biniyorsanız şehir içi otobüslerine…

Hayallerinizin yerini gerçekleşmesi muhtemel beklentiler almışsa…

Sevdiklerinizi aramayı unutuyorsanız…

Zaman geçmek bilmezken hiçbir şeye yetmiyorsa üstelik…

Ve öyleyse böyleyse artık şöyle değilse bütün her şey…
Geçmiş olsun…

Kronik hayat nezlesi olmuşsunuz…

Burnunuzdan bozuk paralar dökülüyor, menkul kıymetler öksürüyorsunuz, eyvahlar olsun, ölüyorsunuz…

Değerli devletimin meclisi, hükümeti…



İnsan arkadaş seçerken din, ırk ve siyasi görüş ayırımı yapmamalı diye düşünüyorum. Dindarı da, ateisti de, Kürt milliyetçisi de, ermeni soy kırımını kabul eden de, sağcısı da, solcusu da benim arkadaşım olmuştur, olur. Benim arkadaşlık kriterlerim sadece insan olmanın gereklilikleriyle ilgilidir. Ama bu arkadaşlarımın yaptıklarını ya da düşündüklerini savunduğum anlamına gelmez. Onları anlamaya çalışmam, bütünüyle anladığım anlamına da gelmez. Sadece saygı duyuyorum. Böylece insan olmanın gerekliliklerine saygısızlık etmiyor, arkadaşlığıma ve dostluğuma karıştırmadıklarımla kendime saygımı da kaybetmiyorum.

Neyse, bunun çok da umurunda olduğunu sanmıyorum. Zira senin her türlü kriterin soyut anlamlar içermekten çok uzakta. Özellikle şu son günlerde...

Demokratik açılım kisvesi altında yaptığın büyük saygısızlığı birçokları gibi benim de içim kaldırmadı.

Üzerlerinden asla silemeyecekleri “terörist” yaftasına rağmen geçmişlerini artlarında bırakmayı deneme fikrini kabul eden insanlara tercihlerinden dolayı saygı duyuyorum. Dolayısıyla bu ortamı onlara sağladığın için sana da teşekkür etmem gerekiyor.

Ama milletleri için can veren çocuklarını öldürenlerin alkışlarla karşılandığını görerek üzülen ve ülkelerinin bayraklarıyla meclis kapısına koşan şehit ailelerine ve gazilere yaptığın saygısızlığı ise kınıyorum.

Kaş yapayım derken göz çıkartıyorsun galiba. Kaşı yapman için verilenler seni tatmin etmedi belki, ya da çokluğundan fazla heyecanlandın bilemiyorum. Bu yüzden bu kadar dikkatsizsin.

Peki, şehit ailelerinin ve gazilerin böyle bir tavrı anlamaları mümkün mü sence? Artık öldürmekten vazgeçmeleri onların terörist yaftalarını bu insanların gözünden silebilir mi? Bu kimin yarasını kapatır, kimin kaybını geri getirir? Ya da kimi gururlandırır, devleti için can veren evladı adına?

Geçmişleri karanlıkla dolu bu insanları kazandırmaya çalıştığın toplumu, şehit ailelerini ülkelerinin bayraklarıyla, ülkelerinin meclisine almayarak kışkırtmanın anlamı nedir?

Bayrağının içerdiği anlamlarla yüzleşmekten kaçtın, utandın. Şehit ailelerinin yaralarına tuz bastın. Böyle yaparak onlara ne verdin?

Şamatalı karşılama merasimleriyle sessizlik içinde yapılması gereken vicdani hesaplaşmaya ortam yaratmamanın anlamı nedir?

Onları dağdan aşağı indirdin, ama eğlenceli karşılamalarla düşünmelerine, sindirmelerine fırsat bile vermedin. Düşünmeye gerek olmadığını onlara gösterdin. Böyle yaparak onlara ne verdin?

Milletinin ve askerinin kanayan yarasına göstermediğin saygı, o yaranın en büyük gediğine, şehidine atana, bayrağına göstermediğin saygı, bölücü vatandaşına aldığı kararla yapacağı vicdani hesaplaşmanın gerektirdiği sessizliği sağlamayarak göstermediğin saygıyla ne vatandaşın bana, ne teröristine ne de şehidine yarandın.

Bir gün bir oğlum olursa askere göndermeyeceğim dediğim için beni yargılamazsın umarım. Bir gün başka ülkelerde yaşamak istediğimi söylersem kararıma saygı duyarsın. Canın sağ olsun dersin bana. Dersin, biliyorum…

Hastane Dizileri Antolojisi

                                                                                                                             
Kendi çapımda hazırladığım antolojiler serisine, hastane dizileri ile devam ediyorum.
Yirmi dört yıllık ömrünün uzunca bir dönemini hastanelerle içli dışlı geçiren biri olmamdan sanıyorum, hastane dizileri hep ilgimi çekmiştir. Ülkemizdeki televizyon dizileri hastane unsurunu genelde en acılı drama sosu olarak öykülerin içine yedirseler de, Amerikan menşeili televizyon yayıncılığı kültüründe hastane unsuru sostan ziyade başlı başına bir yemek olarak sunuluyor. Müptelası bol hastane dizilerinden ülkemiz yapımcıları da zaman zaman nasiplenmek istiyor. 1993 yılında özel bir televizyon kanalında gösterilen Zeki Alasya, Metin Akpınar, Sema Yunak gibi isimlerin başrolleri paylaştığı “Hastane” dizisi ve Amerikan kökenli “Greys Anatomy” dizinden uyarlanan 2006 yapımı “Doktorlar” dizisi bu furyanın ülkemizdeki orta karar çalışmalarının arasında yer alıyorlar.
Ama ben listemde TV dizisi sektöründe de sinema sektöründe olduğu gibi bayrağı elinde tutan hastane merkezli Amerikan dizilerinin birkaçından bahsedeceğim.

1- ER (1994 - …)

TV dizilerinin en uzun soluklu dizilerinden biri olan ER, Chicago'da bir hastanenin acil servisinde çalışan hemşire ve doktorların ve oraya gelen hastaların hikâyelerini anlatmaktadır. George Clooney’i şimdiki şöhretine kavuşturan yapım uzun yıllar boyunca değişen kadrosuna rağmen başarısını sürdürmüş, yayınlandığı dönem boyunca aralarında Emmy ve Golden Globe’un da bulunduğu 109 ödül almış, 232 ödüle de aday gösterilmiştir.

2- Chicago Hope (1994 – 2000)

ER ile aynı dönemde yayınlanmaya başlayan dizi kuşkusuz ER kadar başarılı olamamıştır ancak türü içinde adını hatırlatmayı başarmıştır. Chicago Hope isimli hastanede çalışan bir grup doktorun hikâyelerinin anlatıldığı dizinin başrollerini Türk izleyicilerin “Flamingo Yolu” isimli diziden hatırlayacakları Mark Harmon, Oscar’lı oyuncu Alan Arkin’in oğlu Adam Arkin ve Mandy Patinkin paylaşmışlardır. Drama öğesini ve fantastik unsurları mesleki öğelere yedirme konusunda dengeyi sağlayamayan dizi birçok ödül aldıysa da ER gibi uzun soluklu olamamıştır.

3- Scrubs (2001 - …)

Scrubs tarzı ile mesleki bir dizi olmaktan uzaklaşsa da komedi ve sit com unsurlarını ciddi dramlar içeren hastane mekânına yerleştirme konusunda çok başarılı olmuştur. İyi arkadaş olan üç stajyer doktorun otuz dakikalık hikâyelerinin anlatıldığı her bölüm hem başarılı bir yönetmen hem de aktör olan Zach Braff’ın canlandırdığı “Dr. John Dorian” karakterinin anlatımıyla dinlenir. Hastane dizilerinden hoşlanmayanları bile cezbeden dizi türünün örnekleri arasında komedi tarzıyla şimdilik tektir.

4- Greys Anatomy (2005 - …)

Greys Anatomy cerrahi bölümünde staj yapan genç doktorların ve hocalarının mesleklerinden ziyade ilişkilerini konu alan bir dizidir. Bu anlamda şahsımı cezbetmeyen dizi doktorluğun güç barındıran bir meslek olduğu düşünülürse gücün içindeki aşk dramlarını yansıtmaya daha hevesli görünmektedir. Kendi türü içinde başarılı olup ödülleri toplasa ve ülkemizde Doktorlar adı altında yayınlanan vasat ama reyting anlamında başarılı bir uyarlamasının izlenmesini sağlasa da listemin içindeki en sevimsiz hastane dizisidir.

5- House M.D. (2004 - …)

House M.D. listemin en favori yapımı olmakla birlikte bir hastane dizisinden çok bir medikal polisiye havası taşımaktadır. Princeton-Plainsboro Hastanesi’nin teşhis bölümünün aksi başkanı Dr. Gregory House ve ekibinin ilginç bulguları bir araya getirerek teşhis koydukları dizi dramdan çok mesleki unsurlar içeren yapısı ve Dr. House’u canlandıran İngiliz aktör Hugh Laurie’nin tek kişilik şovuna odaklanan hikâyesiyle daha özel bir seyirci kitlesini hedef edinmiştir.

Greys Anatomy’nin yapımcılarından Shonda Rhimes’ın yeni dizisi “Private Practice”, birkaç hafta önce yayınlanmaya başlayan ve organ nakli hastalarının ve doktorlarının hikayelerinin anlatıldığı “Three Rivers”, hastaneden ziyade, iki plastik cerrahın hayatlarına odaklı “Nip/Tuck”, ünlü yönetmen Lars Von Trier’in korku öğeleri barındıran dizisi “Riget”, yine aynı tarzdaki Stephen King hikâyesi “The Kingdom” isimli diziler hastane temalı dizilere örnek gösterilebilir.
Ama benim kendi adıma favorim ve tavsiyem House M.D’dir bilgilerinize.
İyi seyirler…

Not: 1963'ten beri "hala" yayınlanan Amerikan dizisi "General Hospital" pembe dizi kategorisine daha çok uyduğundan listemde yer almamıştır.

Time is ticking out...


Sadece bir tek şey yapıyorsan hiçbir şey yapmıyor sayılmazsın değil mi?

Eski alışkanlıklarını terk etmeye başladıysan ve yenilerini edinmek için hiçbir çaba göstermiyorsan bu iyi bir şey midir?

Kafanda cevaplarını merak etmediğin sorular dönmektedir. Rüyaların gerçek hayatta görmenin mümkün olmadığı ya da görmeyi çoktan bıraktığın insanlarla dolmaya başlamıştır. Gülmeye de ağlamaya da pek meraklı değilsindir artık. 29 Ekim törenlerinde bile gözleri dolan sen, ana haber bültenlerini bile kayıtsız gözlerle izler olmuşsundur. Aynı marka kahveyi içmek, aynı fincanı kullanmak istiyorsundur. Hevesle okuduğun kitapların, izlediğin filmlerin yerlerini alan yenileri başucundaki komodinin üzerinde tozlanmıştır. Ne yaptım diye geriye bakmıyor, ne yapsam diye düşünmüyor, ne yapacağım diye hayal kurmuyorsundur. En sevdiğin çikolatanın tadı bir gariptir, fanustaki balığınla konuşmayı bırakmışsındır. Çalan telefonlara cevap vermiyorsundur. Uyuyarak geçirdiğin her dakikayı ömrünü gereksiz yere tükettiği için yargılarken, o hesabı tutmayacak kadar uyuyorsundur da üstelik.

Sana bir şeyler olmuştur, ne olduğu bile umurunda değildir.

Birileri kulağına silkinmeni söylüyordur. Neyin umurunda olmadığını anlamaya çalışmadığın için o sesi önemsemezsin.

Herkes çoban ruhlu olduğunu düşünürken, sen bir koyun gibi güdülme ihtiyacı içindesindir. Mecazlar içermeyen direktifler istersin.

Bu sen misin?

Evet sensin. Kendine yabancılaşırken herkese benziyorsun…

Farkında değil misin? Büyüyorsun…

Elif Şafak’ın “Aşk” ı Üstüne…

Daha okumadan bir kitap üstüne ettiğim birkaç kelamın verdiği vicdani rahatsızlıktan dolayı birkaç kelam da okuduktan sonra etmek istedim.
Kitap önyargılarımı haksız çıkarmadı ancak yerden yere vuracağım kadar bir keyifsizlik de vermedi. Klişelerle baymasa da, klişe bir aşkı anlatmaktan öteye gidemedi. Doyurucu değil, en fazla açlıktan öldürmeyecek bir kitap. Şems ve Mevlana’nın isimleri ise kitapta, yaş pastanın üstüne domates kabuğundan yapılmış gül gibi duruyor. Pasta yenilesi, gül eğreti, yazık denecek türden, böyle acayip bir şey.
Güzel bir üslup, çeviri olduğunu bilsek de baştan yazıldığı belli. Kitabın arkasındaki kaynakça kısmını ilk başta yetersiz bulmuştum ama sonradan anladım ki böyle bir ilişkiyi bu şekilde anlatmak için yazarlık birikimi ve Mesnevi’yi biraz karıştırmak yeterli.
Daha fazla ileri gitmek haddimi aşmak olur. Ama bir okur olarak keyifle okunacak, isimlerin yerini tanımadığımız birilerinin isimleri alırsa ilgimizi cezbetmekte başarılı olacak bir öykü olduğunu düşünüyorum. Keşke Mevlana ve Şems yerine Ali, Veli vs. isimli dervişleri koysaydı ne kitabın kapağına, ne ismine, ne rengine ne de uygunsuz pazarlama tekniğine edecek bir laf bulurdum. Kapak da, ismi de öyküsüne yakışır, domates kabuğundan gül de mevsim salatasının üstünde çok şık dururdu.
Domates kabuğundan gülü üzerinden kaldırırsanız, lezzetli bir yaş pasta yiyeceğinizden şüpheniz olmasın.
İyi okumalar…