23 Ağustos 2017 Çarşamba

Kıymalı


Sana bunları renklerin kokulu, yemeklerin hararetli,
İnsanların parlak olduğu bir köy mutfağından pişiyorum.
Sorsana; ben dün akşam ne yediğimi biliyor muyum?
Sorusunun hatırlanmayan cevabı bundan böyle ne yazarsam;
Şiire benzemiyor çok istesem de artık kustuklarım.
Demlenmemiş pilav kadar lapayım.
Elleri kınalı bir yeni gelinin sofrasına konma kaygısını,
Gönülden taşıyorum.
Gönülden yaşıyorum yenememiş her lokmanın
Kalpleri sıkıştıran hazımsızlığını…
Gözlerim yiyebilen uzuvlarım olmadı.
Hiç kaşığım da olmadı senin için verilmiş.
Çörekotu her derde devadır dedi o lokman.
Çok severim çörekotlu şeyleri.
Sen de çörekotlu bir anımsın.

Herkes kadar yenmeliyiz şu veya bu sofrada. 
Bir süpermarket reyonunda satılığa çıkardım sonunda,
İki kere çekilmiş, yavan,
Metropol danası kıymasından imal gönlümü,
Dili çoktan kırılmış bir düdüklü tencerede kavruldum,
Harlı ateşten tuttum dibine sevmeyi…
Bir bir soğanları ağladım gururumdan.
Hani yürekler yufkadandı masallarda?
Ne böreğe yakıştım, ne içli köfteye...

Bu mutfağın kilerinde öğrendim,
Yüreklerin değil, onlara giden yolların
Yufkadan olduğunu.
Hemen bayatlamasın diye kurutulmuş her biri.
Geçersek kırılır, kırılırsa geçilmez.
Neden bu kadar acı biber salçalı bu kısır döngü?

Çıkar beni bu dilsiz ve dipsiz tencerelerden,
Boş bir yoğurt kabının kendiliğine çok yakışırım.
İçimi ekmek doğra, bulut sık biraz daha.
Şu sokak kedisinin karnını doyurayım.