Âlemin büyük sırrını kuşatan sestedir… Oysa dilsizdir, yağmur gibi kar kapısında aşk…
Kitap gibi kokar, her sayfada aynı sahaf dükkânı… Her sahafta ayrı hikâyedir…
Kimsin?
Geçen gün gibidir, bir yaprak daha koparken takvimden…
Min-el garaib, min-el Hakk’tır… Söylediğini bilene…
Fısıldarken içine, “Sen kimsin?” diye…
KİMSİN?
Sen karda yürüyensin.
İz değmemiş yerinde,
Günbegün büyüyensin.
Göz semaya bakarken,
Sen Ay'la süzülensin.
Yolun bittiği yerde,
Aşk ile görünensin.
Gönderen bendenbenkim zaman: 00:48 0 yorum
Etiketler: şiirimsiler
Bloxoo'ya teşekkürler...
Blogumu günün blogu seçen Bloxoo'ya ve buraya yönlendirdiği tüm okurlara, vakit ayırarak gösterdikleri ilgi için çok teşekkür ederim.
Yanlış Anlaşılma Diyalektiği 2
2009 yılının Nisan ayında bu konuyla ilgili bir yazı paylaşmıştım blogumda.
“Yanlış anlaşılmak ne kadar kötü bir şey… Gerçekten anlaşılamamaktan ziyadesiyle daha kötü… Hatta hiç öyle düşünmeseniz dahi karşınızdaki kişiye aslında yanlış anlaşılmanızın sebebinin sizin anlatma şeklinizden kaynaklandığını nezaketen de olsa söyleme durumda kalmanız çok daha kötü. Ha, bütün bunların en kötüsü ise sizinle duygudaşlık kurmaya çalışmadan, kibarlığınızdan “Bakın beni yanlış anlıyorsunuz,” yerine, “Sanırım yanlış anlatıyorum,” demenizi egolarını şişirmekle kullanan kişinin gözlerine içine bakma durumunda kalmanız ki… Her neyse…” diye başlamıştım hatta yazıma…
Her zaman “Sanırım yanlış anlatıyorum,” diyen taraf olmama rağmen yanlış anlaşılmaya mahkûm edilenlerden biri de ben oluyorum.
“Evet, evet bu sıcak ve dürüstçe bir yaklaşım… Bu tavrın karşısında kesinlikle bana karşı her konuda açık olabilirsin.”
“Peki öyleyse, bu konuda şöyle düşünmenin bazen daha doğru olabileceğini sanıyorum. Sen bu konuda ne düşünüyorsun?”
“Aptal, geri zekalı, egoist. Ben kesinlikle öyle biri değilim.”
“Belki öyle düşünmenin şöyle bir getirisi olacağından korkuyorsun.”
“Hayır, pislik, elbette hayır.”
“Sana karşı açık olmamı istemiştin.”
“Evet bana karşı açık ol, fikirlerine değer veriyorum çünkü.”
“Ama böyle tepki verirsen sana karşı nasıl açık olabilirim?”
“Olmayacaksın yani.”
“Deniyorum.”
“Sen iğrenç birisin defol.”
“Peki, özür dilerim.”
“Hebele, höbölü, bölü , bele, lö,lö…”
“Anlıyorum ama…”
“Bölülü, bülü, hebe, höbö, bü…”
“Peki.”
Bu tarzda yaşadığım diyaloglar yüzünden kendime edindiğim “savunma kalkanı” dünyanın en iğrenç tavırlarından biri olarak algılanmakta ve adına da “iki yüzlülük” denmektedir.
Gerçekten anlaşılmadığınızı düşündüğünüz bir ortamda susmayı seçişiniz fikrinizi ifade ettiğiniz yerde sizin fikrinize dair süregelen ama varlığınızın saf dışı edildiği kusursuz bir tartışmaya dönüşebilir. Haklı olarak bu durumda sessizce ortadan kaybolmayı tercih edebilirsiniz. Tabi tavrınızın ortalığı karıştırıp sırra kadem basmak şeklinde bir politika gösterisi olarak algılanmasını göze alabilecekseniz.
Ya da biraz güvendiğiniz önsezileriniz ve yargılarınızla konuşma şekli geliştirdiğiniz, iletişim kurmamaktansa bu şekilde iletişmeyi göze aldığınız insanlar tarafından ikiyüzlü yaftasıyla yargılanmayı da tercih edebilirsiniz.
İkiyüzlü ve politikacı yaftasını kabul etmeniz durumunda da bencillikle suçlanma ihtimaliniz yüksek.
Bencil olduğunuzu kabul etmeniz ise davranış şeklinizin yine en başta olduğu gibi bir politika gösterisi olarak yorumlanmasına yol açacaktır.
Yani, yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar diyalektiğine muazzam bir örnek işte.
O benim… Şu anda da çok fena duygu sömürüsü yapıyorum. Biraz bencilim, ilgi istiyorum. Bana gösterilen ilgi karşısında da egolarımı tatmin ediyor ve sonrasında "iki yüzlüce" davranarak bu tavrımı kapatıyorum. Şu söylediklerim de cümlelerimin anlamlarını başa döndürerek kendilerini tekrar etmelerine yol açıyor.
Diyalektik seni seviyorum.
Gönderen bendenbenkim zaman: 23:11 0 yorum
Etiketler: düşünüyorum da
Hakkımda Yedi İlginç Bilgi... (Mim)
Sevgili Kitap Kurdu’nun “Hakkımda Yedi İlginç Bilgi…” konulu mimini yanıtlıyorum. Benim için eğlenceli bir konuydu. Dolayısıyla yazmayı da okumayı da sevdim. Bu yüzden bu mimi blogumu takip eden bütün blog sahiplerine paslıyorum. Kimse için ısrarcı değilim. Kişisel konulardan ya da mimlerden hoşlanmayanlar pasımı karşılamak zorunda değiller. Ben topumu atayım, arzu eden olursa yanıtlasın.
1- En sevdiğim yiyecek limon kabuğudur. Her hafta en az bir kilo limonun kabuğunu ve içlerinin bir kısmını yerim. Nerede kalın kabuklu ve az sulu şu koca limonlardan görsem gidip alırım. Gece uyurken bile aklıma düşer, kalkar yerim. Limon kabuklarını atanlara anlamsızca sinirlenirim. Evde limon olmazsa kendimi dil altı hapı tükenmiş tansiyon hastası gibi hissederim.
2- Kitaplarımı kesinlikle ödünç vermem. Çok gerekli değilse kimseden ödünç de almam. Kütüphanelerden bile kitap almayı sevmem. Birine hediye etmek için kitap alsam dahi ya bende olan bir kitabı alırım, ya da kendime de aynından alırım. İmkânım oldukça benden ödünç kitap isteyene de gider istediği kitabı satın alırım.
3- Akranlarımın çoğunun gitmekten fazlasıyla haz ettikleri mekânları hiç sevmem. Denize, havuza girmekten, otellerden, gürültülü yerlerden, barlardan, diskolardan, düğünlerden, müzikli partilerden hoşlanmam. Yüksek sesli müzik dinleyemem. Yüksek sesle konuşanları da dinleyemem.
4- Eşyaların yerleriyle ilgili takıntılı biriyimdir. Yerlerinin değişmesinden rahatsız olurum. Dağınık bir yerde uyuyamam. Özellikle yamuk tabloları mutlaka düzeltirim. Öğrenciyken sırf kravatı yamuk duruyor diye bir hocamın dersini dinleyemediğimi hatırlarım.
5- İlköğretimden üniversitede okuduğum süre dahil olmak üzere resim yaparak güzel sanatlar eğitimi veren okullara hazırlandım ancak kazanamadım. Bakarak resim çizmekte pek iyi değilimdir. Fakat beni resim çizerken görenler mutlaka kendilerinin portrelerini çizmemi isterler. Buna gerçekten sinir olurum. Her iyi resim yapan iyi portre çizecek diye bir kaide yoktur, diye buradan ilgililere seslenmek istiyorum.
6- Uykudan uyandırıldığımda yataktan çıkana kadar ne konuştuğumu bilmem. Hele ki telefonla görüşmem gerektiyse karşımdakinin vay haline. Zira mantıklı cümleler kuruyor izlenimi bıraksam da çoğu zaman konuştuğumu hatırlamam. Biri bana bu haldeyken bir şey yapmamı söylerse yapacağım konusunda vaatlerde bulunabilirim. Ancak bu vaatleri yerine getirmem için uyanık olduğum bir zamanda tekrar hatırlatılmaları gerekir.
7- Yazma konusunda konuşma konusunda olduğumdan çok daha iyiyimdir. Yazarak iletişim kurmayı severim. Gönderdiklerimi de, yazdığım halde göndermediğim mektupları ve mailleri de biriktiririm. Telefonla konuşmak benim için kısmi fobi sayılabilir. Konuşurken kısa ve açık uçlu cümleler kurduğum için yanlış anlaşıldığım çok olur. Üniversitedeyken derdimi bir türlü izah edemediğim ama Allahtan ki beni tanıyan bir hocamın bana: “İrem ne anlatmak istiyorsan akşam bana mail at lütfen,” dediğini bilirim.
Gönderen bendenbenkim zaman: 20:35 3 yorum
Etiketler: düşünüyorum da
100. Gönderide Popüler Blog Yazarı Olmanın On Altın Kuralı:
1- Kendinize bir içerik formatı belirleyin ve mümkün olduğunca onun dışına çıkmayın. Çıkmak istediğiniz zamanlarda bile söylediklerinizi mutlaka blogunuzun genel konusuna bağlayın. Örneğin yemek blogunuz var ve siz geçenlerde uğradığınız bir haksızlıktan bahsetmek istediniz. Ne yapın ne edin sıkıntı ifadenizi kakaolu kek tarifinize uydurun.2- İmla, noktalama kuralları, öğe dizilişi gibi şeylere önem vermeyin. Zira blog okuru yazarının kolayca iletişim kurulabilen, halktan biri olmasını ister. Bu tarz kurallara uymak sizi okurunuza kalıpları olan, ulaşılamaz ve kendini beğenmiş biri gibi gösterebilir.
3- Kitap, sinema vs. tarzında sanat eserleri tanıtma girişimindeyseniz çok dikkatli olun. Edebi olmaya çalışmayın. Örneğin asla gönderinize “Cumhuriyet döneminin en önemli yazarlarından biri olan Reşat Nuri Güntekin’in ünlü eseri…” gibi bir cümleyle başlamayın. “geçenlerde çalıkuşunu okudum öğretmenlere buradan hemen bir selam çakıyorum...” vs. gibi girişleri tercih edin. Detaya girmeyin, Bildiğiniz gibi internet sitelerinde eserlerle ilgili ayrıntılı bilgi bulmak pek mümkün değil. Ödev sitesi hazırlamıyorsanız okuyucunuzu sıkmayın. Bir sinema filmini veya romanı koca bir A4 sayfasını dolduracak cümlelerle değil, kısa ve öz birkaç cümleyle tanıtın.
4- Bir olayın size hissettirdiklerinden ziyade, olayı ne şekilde yaşadığınızla ilgili kısımlardan bahsedin. Çoğu insan hissettiklerinizden ziyade yaşadıklarınızla sizi yargılamaya meyillidir. Evin içinde değil, camdan içeriyi gözetleyen kişi olmak isterler. Böylece elleri istedikleri an içeri sokup çıkarabilecekleri kadar yakınınızda olur. Bu da kendilerini “özel” hissetmelerini sağlar.
5- Genellemeler yapmayın, özele inin. “İnsanların bazen ikiyüzlü davranmaları gerekebiliyor,” yerine “A. bana her zamanki gibi yalan söyledi.” demeyi tercih edin. Açık olun ki eğlenceli olasınız. Okuyucunuz sizinle nesnel empatiler kurabilsin.
6- Blogunuzda kendinize ait fotoğrafları paylaşın. Gerekirse tırnağınızın ucu olsun ama size ait olsun. Kimse her yerde gördüğü bir resmi kişisel bir blog sayfasında görmeye meraklı değil.
7- Gönderilerinize yorum yapan okurlarınıza cevap verin. Hoşlanmadığınız bir şey yazarlarsa klavye dalaşına girin. Ama taraf alabileceğiniz cümleler kurun, ya da fazlaca altta kalın ki okurunuz sizinle tekrar maça çıkmak için istekli olsun.
8- Gündemi takip edin. Doğruluğu genel geçer kabul edilen konularda aykırı ahkâmlar kesin. Tartışma yaratan güncel konularda ise taraflara saldırın. Hararet heyecanı, heyecan merakı getirir.
9- Blogunuza reklam almak yerine blog tanıtımları yapan sosyal platformlarda boy gösterin.
10- Yazılarınızda sıklıkla güncel bloglara bağlantı verin ya da çok okunan blog yazarlarının bloglarında sizin linklerinize yer vermelerini sağlayın. Unutmayın popüler bir blog yazarının okuduğu bir blog mutlaka ilgi çekecektir.
Not: Başkalarının hazımsızlık nedenlerine çok da kulak asmayın.Söylediğini dinleyin, dediğini yapmayın. ;)
Gönderen bendenbenkim zaman: 13:26 4 yorum
Etiketler: düşünüyorum da
EN’ler…
Sevgili Kitap Kurdu blog sayfasında onun için “en” olan kitapları paylaşmış ve okurlarının en’lerini sormuş. Bir şeyleri en’leştirmekte çok başarılı değilim ama hem bu yazıyı okuyanların ilgisini çekebilecek okuma alternatifleri oluşturmak, hem de kendim için birkaç tavsiye almak adına bu konuda biraz fikir beyan edeceğim. Zihnimde çok fazla seçenek olsa da iyi kötü seçmeye çalıştım. Siz de benimle en’lerinizi paylaşmayı unutmayın.
Bence En Büyülü Roman: Puslu Kıtalar Atlası (İhsan Oktay Anar)
Bence İnsanı En İyi Anlatan Roman: Körlük (Jose Saramago)
Bence En Tutkulu Roman: Notre Dame’ın Kamburu (Victor Hugo)
Bence Ölümü En İyi Anlatan Roman: Sisifos Söyleni (Albert Camus) (Aslında bu bir roman değil, Albert Camus’nün denemelerinden derlemedir.)
Bence Kadını En İyi Anlatan Roman: Ölü Erkek Kuşlar (İnci Aral)
Bence En İyi Aşk Romanı: Uğultulu Tepeler (Emily Bronte)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









