19 Eylül 2016 Pazartesi

Yastık



Kafam hiç rahat değil… Şu yastıklar var ya… Ölü kuşların tüyleriyle yapılmış yastıklar… Bir ara canlı kazları yolarak doldurduklarını bilmeden kaz tüyü bir mont almıştım. Belki canlı değillerdir, ciğersiz insanlar ciğerlerini yemek için onları önce öldürüp, sonra tüylerini yolmuşlardır, diye düşünerek kendimi avuttum. Olsa belki ben de yerdim gerçi. Şu hayatta yemem diyeceğim bir yiyecek yoktur, buna kendim de dâhil… Ciğerlerime de pek iyi davrandığım söylenemez.

Neye, yastıklar diyordum… Yaşayan koyunların yünlerini kırparak yaptıkları yastıklar var bir de… Sanırım onlar da koyunların kininden taş gibi oluyorlar. Bir de ortopedik visko yastıklar var… Onlar çok talepkâr. Hemence bozulup aynı hızla eski şekillerini alsalar bile kendilerini sana uydurmayıp senin onlara uymanı bekliyorlar. Su görünce kendinden geçen, makyajını silmemiş kadınların rimellerini özümsemekten zevk alan elyaf yastıkları hiç saymıyorum bile. 

Kafam bazen kolumun üstünde rahat ama bu sefer de kolum rahat etmiyor. İkisini de kırmak istemediğimden çok arada kalıyorum. Beni taşıyabilecek bir insan istiyorum diye çok ibretlik, ne fantastik bir beyan vardır hani. Çünkü en önemli husus insanın kendi kafasını tek başına taşıyan biri olabilmesi… İşe bu hususta sıkıntı yaşadığını bilmeyen gariban insanların bu beyanla kastı "kafayı" taşıtmak. Kafayı büsbütün “onu taşıyabilecek” kişiye vermekten bahsettiklerini bilmiyorlar bile. Kafanı vereceksin, o da senin yerine senin kafanla yapman gereken bütün eylemleri yapacak. Kafa vermek, almak, taşımak, taşıtmak şu dünyada en ehemmiyetli meseleler...

Aslında beni taşıyabilecek birini istiyorum kızlarına, insanın kafasının rahat edeceği tek yer bir gönlün üstüdür, gibi aşırı romantik bir laf etmeyi istemiştim. (Böyle şeyli kitaplar yazmam gerek, yine neyse…) Gönlün kalple mütevellit ilişkisi onun 12 çift insan kemiğinden yapılmış bir kafesin içinde olduğunu hatırlamama yol açtı. Bu yüzden insan gönlü yastık olarak rahat bir şey olamaz. Birtakım insanların kalbine, dolayıyla gönlüne ulaştığı ifade edilen yoldaki hanın mide olduğunu varsayarsak karın yastık olmak için daha meziyetli bir insan yeridir. İnsanın kalbinin sesini dinlemesi kafesteki bir kuşu duyabilmek için kulağını kafesin tellerine yapıştırması gibisiyle gerçekleşir. Sesini duymaya çalıştığın şeyi oradan çıkaramayacak olmayı bilmek gerçekten içli iş... 

Çok içli iş… Halbuki bir karın öyle mi?

Baktın olmuyor kusarsın, hatta gider mideni bile yıkatırsın ama bir gönül öyle mi?


Babama, baba dediğin göbekli olur, senin niye yok, diye soruşum taa küçücükken bu ehemmiyetli meseleyi ne doğru biçimde kavradığımı gösteriyormuş.