
Kafam hiç rahat değil… Şu yastıklar var ya… Ölü
kuşların tüyleriyle yapılmış yastıklar… Bir ara canlı kazları yolarak
doldurduklarını bilmeden kaz tüyü bir mont almıştım. Belki canlı değillerdir,
ciğersiz insanlar ciğerlerini yemek için onları önce öldürüp, sonra tüylerini yolmuşlardır,
diye düşünerek kendimi avuttum. Olsa belki ben de yerdim gerçi. Şu hayatta
yemem diyeceğim bir yiyecek yoktur, buna kendim de dâhil… Ciğerlerime de pek iyi davrandığım söylenemez.
Neye, yastıklar
diyordum… Yaşayan koyunların yünlerini kırparak yaptıkları yastıklar var bir de…
Sanırım onlar da koyunların kininden taş gibi oluyorlar. Bir de ortopedik visko
yastıklar var… Onlar çok talepkâr. Hemence bozulup aynı hızla eski şekillerini
alsalar bile kendilerini sana uydurmayıp senin onlara uymanı bekliyorlar. Su görünce
kendinden geçen, makyajını silmemiş kadınların rimellerini özümsemekten zevk
alan elyaf yastıkları hiç saymıyorum bile.
Kafam bazen kolumun üstünde rahat ama bu sefer de
kolum rahat etmiyor. İkisini de kırmak istemediğimden çok arada kalıyorum. Beni
taşıyabilecek bir insan istiyorum diye çok ibretlik, ne fantastik bir beyan
vardır hani. Çünkü en önemli husus insanın kendi kafasını tek başına taşıyan
biri olabilmesi… İşe bu hususta sıkıntı yaşadığını bilmeyen gariban insanların
bu beyanla kastı "kafayı" taşıtmak. Kafayı büsbütün “onu taşıyabilecek” kişiye
vermekten bahsettiklerini bilmiyorlar bile. Kafanı vereceksin, o da senin yerine
senin kafanla yapman gereken bütün eylemleri yapacak. Kafa vermek, almak, taşımak, taşıtmak şu dünyada en ehemmiyetli meseleler...
Aslında beni taşıyabilecek birini istiyorum kızlarına,
insanın kafasının rahat edeceği tek yer bir gönlün üstüdür, gibi aşırı romantik
bir laf etmeyi istemiştim. (Böyle şeyli kitaplar yazmam gerek, yine neyse…)
Gönlün kalple mütevellit ilişkisi onun 12 çift insan kemiğinden yapılmış bir
kafesin içinde olduğunu hatırlamama yol açtı. Bu yüzden insan gönlü yastık
olarak rahat bir şey olamaz. Birtakım insanların kalbine, dolayıyla gönlüne
ulaştığı ifade edilen yoldaki hanın mide olduğunu varsayarsak karın yastık
olmak için daha meziyetli bir insan yeridir. İnsanın kalbinin sesini dinlemesi
kafesteki bir kuşu duyabilmek için kulağını kafesin tellerine yapıştırması
gibisiyle gerçekleşir. Sesini duymaya çalıştığın şeyi oradan çıkaramayacak
olmayı bilmek gerçekten içli iş...
Çok içli iş… Halbuki bir karın öyle mi?
Baktın olmuyor kusarsın, hatta gider mideni bile yıkatırsın ama bir gönül öyle mi?
Babama, baba dediğin göbekli olur, senin niye yok, diye
soruşum taa küçücükken bu ehemmiyetli meseleyi ne doğru biçimde kavradığımı
gösteriyormuş.
Yorumlar