23 Ekim 2008 Perşembe

James Matthew Barrie’ye sevgilerimle…

Asla çocukça mektuplarımdan nasibini almadın. Asla Enid Blyton’a ya da Angela Sommer Bodenburg’a ağlandığım gibi sana ağlanmadım. Peter Pan’ı defalarca okumadım. Onun adını Can, Canan, Gül, Mete ve Rudiger kadar çok anmadım. Peter’dan da, Thinker Bell’den de hep kaçtım. Ama en çok Kaptan Hook’u, en çok Peter’ın Wendy’si olduğumu gördüm rüyalarımda.
Birkaç yıl önce en az Peter kadar çocuk kalmış bir arkadaşımla koca bir sinema salonunda yalnız başımıza izlediğimiz hayat öykünü hep ağlayarak hatırladım. O filmi bir kez daha izleyemedim.
Bu hafta kalabalık bir restoranda bir edebiyat dergisindeki öz geçmişini bir kez daha okurken yine ağlamak istedim. Olmadı, eve dönmeyi bekledim.
Çocukken de bilirdim kitapların gerçek olmadığını. Tek bildiğim o hikâyelerin yaşadıkları yerlerdi. O yüzden kitapların kendilerinden çok yazarlarını sevdim.
Hastayken giydiğim pijamaları sonradan giymek istemeyişim, kötü günlerimde rastladığım iyi kişileri görmek istemeyişim gibi hep sakladım da seni rafların arkasına.
Sinemaların, kitapların içinde büyürken hep, galiba en çok sana ağladım.
Bu yüzden en çok da seni sevdim.
Sen çocuk kalırken ben hiç çocuk olmamıştım çünkü daha çok hatırladım.
Ne seni ne de diğerlerini çocukken sevmiştim ben.
Hep büyümek istemezken sevdim onları ve seni.
Hep vardın ve o kadar da hiç yoktun sevgili Barrie.
İşte o kadar gerçekmişsin. İşte o yüzden beni en çok sen ağlatmışsın. Ben senin kaybolduğun yerde hiç olmamışım.
Ben de Wendy olamaz mıyım sevgili Barrie? Sadece Wendy kadar çocuk…
Bana birşey söyle olmaz mı? Her zamanki yerde, İtimatya'dayım...

0 Yorum: