23 Mart 2009 Pazartesi

Enid Blyton ve Çocuk Olmanın Büyüsü

Enid Blyton yazdıklarıyla çocukluğumun tamamını dolduran, benim çocukluğumdan çok uzun yıllar önce öldüğünü bilmeden mektuplar yazarak ulaşmaya çalıştığım, en sevdiğim yazardı. Öldüğünü ve sandığımın aksine bir bayan olduğunu öğrendiğimde yaşadığım hayal kırıklığını tarif edemem.
Henüz bir ilkokul çocuğuyken şehrimizdeki tek ikinci el kitap dükkânından bulabildiğim tüm kitaplarını kiraladığımı hatırlıyorum. O dükkânın rutubet, küf ve eskimiş kâğıt kokusunu elime eski bir kitap aldığım her zaman duyumsar, çocukluğumun tamamını dolduran o eğlenceli kitap saatlerini anımsarım. Neden bilmem, hiçbir kitap çocukken okuduklarımın hazzını vermiyor artık. Aynı hazzı almak umuduyla o parçalanmış küf kokulu saman kâğıdından Enid Blyton kitaplarını yeniden elime alsam da artık gözlerimi doldurmaktan fazlasına yaramıyorlar.
Gizli Yediler, Afacan Beşler, Yaramaz Kızlar, Serüven Çocukları gibi benden çok daha önce çocuk olanların dahi bildiği muazzam çocuk kitapları serilerinin yazarı olan İngiliz yazar Blyton’un basılmış 700 kitabı bulunuyor ve Agatha Christie ve William Shakespeare’den sonra eserleri en çok dile çevrilen yazar olarak biliniyor. Günümüzde bile hala çok sevilerek okunması, yazarın 19. yüzyılın sonlarında yaşarken yazdıklarının bile ne kadar evrensel olduğunun elbette ki çok açık bir kanıtı.
Enid Blyton kendisini okumuş her çocuğun çocukken kitap kurdu, büyüdüklerinde ise iyi bir okuryazar olarak hayatlarına devam etmesini sağlamış, ismini hep dolu gözlerle andırmış bir çocukluk kahramanıdır. Çocuklara, hayal kurmayı, gerçek dünyadan arada bir kaçacak bir kapı bulmayı, o kapıya parolalar koymayı, hayatı, dostluğu, istemeyi, başarmayı, yemeden karameli, içmeden zencefilli gazozu, en önemlisi kitabı sevmeyi öğretmiş yegâne insanlardan biridir. Bugün bir şeyler yazıyorsam ve hala okuyorsam onun payı çok büyüktür.
Hala sakladığım kitapları benden sonra da çok çocuğun okuyabilmesini hayal ediyorum ancak ne yazık ki günümüzde içinde fantastik unsurlar barındırmayan kitaplar çok az rağbet görüyor. Çağın hızlı değişimiyle yazın ve edebiyat modası da farklı bir boyuta taşınıyor. Özellikle tüketim çılgınlığının hedefindeki alanın en büyük kısmını kaplayan çocuklar, edebiyat dünyasında da yavaşlatılamaz bir değişime yol açıyorlar. Bilgisayar oyunları, görsel efektlerle süslenmiş sinema filmleri, sihir ve büyü temalarını işleyen televizyon dizileri oldukça birkaç çocuğun bin sekiz yüzlü yıllardan kalma maceraları etkileyici olamayacak gibi duruyor olabilir. Ancak da bu dünyanın yenilerinden çok ayrı olan büyüsünü de korumak şüphesiz bize düşüyor.
Bu hızlı değişimin karşısında değilim. Ne de olsa bütün edebiyat eserleri geçmişten besleniyor, bu fantastik sihir hikâyeleri zamanımızdaki çocukları nasıl cezbediyorsa, beni de aynı şekilde etkiliyor. Ama şimdiki çocukların içinde “büyü” olmayan bir şeyin büyülü olamayacağına dair besledikleri inanç açıkçası beni üzüyor ve şaşırtıyor.
Tırnaklar yenerek, yeni bir maceranın beklentisi içinde, yorganların altında el fenerleriyle okunan kitaplar, kitap biter bitmez dalınan hayaller, ardından arkadaşlarla kurulan oyunlar, resim defterlerine çizilen kitap kahramanları…
Aslında çocuk olmaya ve çocuk zihnine dair her şeyin başlı başına bir sihir olduğunu anlatmanın gecikmişliği içindeki yetişkinler…
Bir çocuğa eskimiş saman kâğıdından kitapları koklayabilmenin, filmi olmadan bir kitap kahramanını hayal edip çizebilmenin, büyülü bir dünyayı kendi başına yaratmanın nasıl bir şey olduğunu anlatamayacak bir yetişkin olmaktan, karşımdaki çocukların bunu anlayamayacak kadar yaratmadan soyutlanmasından, daha doğrusu onlara yapacak hiçbir şeyin bırakılmayıp hazır sunulduğu günümüz zamanında bu hazırlığın tembelliğine kendimi kaptırıvermekten korkuyorum.
Benim çocuklarım da Enid Blyton’a mektuplar yazsın istiyorum.
Benim çocuklarım da afacan beşleri, gizli yedileri, serüven çocuklarını gerçek bir arkadaş gibi sevsinler istiyorum.
Sen hep büyülü kal istiyorum Enid Blyton, çocuk olmanın büyüsü sende kalsın. Kitaplarının kapağını açtığımızda gözlerimiz dolarken karşımızdaki küçük çocuk bizi hep anlasın.
Zencefilli gazozun tadı hep sende kalsın…

0 Yorum: