5 Nisan 2009 Pazar

Yanlış anlaşılma diyalektiği

Yanlış anlaşılmak ne kadar kötü bir şey… Gerçekten anlaşılamamaktan ziyadesiyle daha kötü… Hatta hiç öyle düşünmeseniz dahi karşınızdaki kişiye aslında yanlış anlaşılmanızın sebebinin sizin anlatma şeklinizden kaynaklandığını nezaketen de olsa söyleme durumda kalmanız çok daha kötü. Ha, bütün bunların en kötüsü ise sizinle duygudaşlık kurmaya çalışmadan, kibarlığınızdan “bakın beni yanlış anlıyorsunuz” yerine, “sanırım yanlış anlatıyorum” demenizi egolarını şişirmekle kullanan kişinin gözlerine içine bakma durumunda kalmanız ki… Her neyse…
Hayatınızı birlikte sürdürmek durumunda olduğunuz iş arkadaşlarınız, patronlarınız, okul arkadaşlarınız ya da hocalarınız olunca tabi bu durum acıklı bir hale dönüşmekte daha da hız kazanıyor.
Gerçekten anlaşılmadığınızı düşündüğünüz bir ortamda susmayı seçişiniz fikrinizi ifade ettiğiniz yerde sizin fikrinize dair süregelen ama varlığınızın saf dışı edildiği kusursuz bir tartışmaya dönüşebilir. Haklı olarak bu durumda sessizce ortadan kaybolmayı tercih edebilirsiniz. Tabi tavrınızın ortalığı karıştırıp sırra kadem basmak şeklinde bir politika gösterisi olarak algılanmasını göze alabilecekseniz.
Ya da biraz güvendiğiniz önsezileriniz ve yargılarınızla konuşma şekli geliştirdiğiniz, iletişim kurmamaktansa bu şekilde iletişmeyi göze aldığınız insanlar tarafından ikiyüzlü yaftasıyla yargılanmayı da tercih edebilirsiniz.
İkiyüzlü ve politikacı yaftasını kabul etmeniz durumunda da bencillikle suçlanma ihtimaliniz yüksek.
Bencil olduğunuzu kabul etmeniz ise davranış şeklinizin yine en başta olduğu gibi bir politika gösterisi olarak yorumlanmasına yol açacaktır.
Yani, yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar diyalektiğine muazzam bir örnek işte.
Bazen eğlenceli de olabiliyor aslında.
Yani bu iletişim şeklini kanıksayıp, aslında yaptığınızın ikiyüzlülük, bencillik ve politikacılık olduğundan emin olmadığınız halde bu şekilde yorumlanmasından dolayı öyle olup olmamanızla ilgili tuhaf bir kuşkuya kapılabilirsiniz. Hatta abartıp işi ikiyüzlü, bencil veya politikacı olmanın pek de kötü bir şey olmadığını düşünmeye vardıracak kadar ileri götürebilirsiniz. Bence bu kısım eğlenceli sayılır.
Hayır, yani bazen insan sırf bazıları sussun diye kabul ettiği yaftaları üstünde taşımaya tuhaf bir şekilde alışabiliyor. Ya da yaftalarına kendince anlamlar yükleyip, yakasına rozet yerine sucuk markası taktığının farkına bile varamayacak kadar kendinden geçebiliyor.
Sanırım bu da bir tür delilik alameti.

0 Yorum: