27 Mayıs 2010 Perşembe

Sessizlik, Silence, Silencio…

Devasa gürültülerin arasında bir sessizlik aranıyor. O gürültülerin altında ezile ezile elbette bulacaksın bir sessizlik. Bulacaksın, bir bakmışsın alıştığın gürültü, aradığın sessizlik, bulduğun değil. Bulduğun sessizlik bile zaten, senin kendine münhasır gürültülerinle dolu… Bulduğun zaten gürültüydü belki, üstelik… Sessizlikle gürültüyü birbirlerinden ayırt edemiyordun.

İnsan, gürültüyle büyüyorsun. Sessizliği aramayı sevmelisin, sessizliğin kendini değil.

“Sessizlik” kelimesinin birçok dilde birbirine benzeyen yansımaları vardır. Bolca “s” harfi serpiştirilmiş, tıslayan, ince seslerle dilden dökülen rahatsız edici tınısıyla, sessizlik kelimelerinin çoğu birbirine benzer. İngilizler: Silence (Saylıns) derler, Fransızlar aynı kelimeyi "silans" diye telaffuz ederler. İspanyollar: Silencio (Silensiyo), İsveçliler: Tystnad (Tisnad), Koreliler 침묵 (Tsivo) derler. Gelin görün ki gürültüye karşılık gelen bütün kelimeler tok ve kısa sesli, harflerle doludur. Gürültü kelimeleri ağızdan dolu dolu çıkar ve biter. Oysa “sessizlik” dilde sesiyle de devam eder. Dişlerin arasından taşar.

İnsan zihninin yahut doğanın dildeki tezahürüdür bu diye farz eder, geçeriz.“Sessizlik” uzun zaman sürendir. “Gürültü” karmaşasıyla bitendir, deriz. 

Hâlbuki dile tezahür edenler, anlam arayışları olmaz hiçbir zaman. Gürültüde kalışlar, sessizliği arayışlar dilde peyda olmaz. Susası gelir insanın o zaman, dilsiz olası, konuşmayası, en çok da büyümeyesi…

1 Yorum:

Adsız dedi ki...

çok hoşş