19 Mart 2011 Cumartesi

Balık

Bir akvaryumcu iş yerlerindeki stresi azaltmak maksadıyla ilgili renkli arkadaşlar önermelerinde bulunarak adrese teslim ve uygun fiyatlı Japon balığı satışına başladı. İş yerinde aynı daireyi paylaştığımız arkadaşım iki Japon balığı satın aldı. Fanustaki suyun içine iki defa renkli görünsün diye jelibon atma girişiminde bulundu. Bir defa yarım paket yemi fanusa boşalttı, suyu değiştirmeye çalışırken de balıkları kurşun kalemle çıkarmaya yeltendi. Onlara o şekilde bakılmayacağını biliyor olmam ve daire arkadaşımın tuhaf girişimlerinden balıkları kurtarabilmem bana kendimle ilgili umut veriyor. Balıkların daire arkadaşım tarafından ciddiye alınmaları için onlardan birine kendisinin diğerine de şefimizin ismini verdim. Pek işe yaramadı. Kendisinin ismini taşıyan balık iki defa diğeri tarafından fiziksel şiddete maruz kaldı. Ayrıca yemleri diğerinden önce yiyip bitiriyor.  Ancak ikisini de küçücük bir idrar tahlili kutusuna kapattığımda sakinleşip iyi geçinmeye başlıyorlar. Bir fanusun içinde -bunun için sonsuz özgürlükleri varmış gibi- kişisel alan yaratmaya çalışırken küçücük bir kutuyu paylaşmak karşısında uyum göstermeye çalışmaları beni şaşırtıyor. İdrar tahlili kutusunda olduklarında bunu yapmalarını ise çok ironik buluyorum. Birinin bana onların böyle bir çaba göstermeyeceklerini ve idrar kutusu içinde olmalarının onlar için bir anlam ifade etmediğini inandırıcı bir şekilde anlatması gerek. Aptal mısın, zaten idrar tahlili kutusunun içinde kıpırdayamıyorlar, ne yapmalarını bekliyordun ki,  denebilir. Buna ikna olurum mesela ama öyle değilmiş gibi yapmaya devam ederim. Sırf şiddete uğrayan balığa merhamet beslediğim için balıkla aynı ismi taşıyan daire arkadaşıma da gözle görülür bir sempati beslemeye başladım. Balıkları beslememle ilgili bir annelik güdüsü de geliştirmiş olabilirim, bilemiyorum. Daire arkadaşımın yiyecek olmayan bir nesneyle ya da ona tepki vermeyen bir canlıyla duygusal yakınlık geliştirebildiğine şahit olmadığım için balıkları satın alma teşebbüsü bile beni sevindirdi, belki de ondan. Fanusa abeslang sokma girişimlerini dahi kayda değer buluyorum. Abeslang şu doktorların kullandığı dile basmaya yarayan araç oluyor. Öğürülünebilinir… Steril eldivenler de şişirdim, başparmakları burun olarak kullanmak suretiyle tükenmez kalemle yüz resmi çizdiğim iki adam yaptım.  Çabucak yaşlandılar ve öldüler. Keşke balıklar da bizimle duygusal bir yakınlık kurabilseler… Her sabah beni hatırlamadıklarını düşünmek canımı biraz sıksa da gerçekten sahipleriyle aramızdaki farkı duyumsadıklarını varsayarak balıkları bir annenin karşılıksız ilgisiyle sahipleniyorum. Balıkların yaşamayacağını iddia eden herkese: Onların bir annesi var, diyorum. Onları Grup Hayvan Evlatları diye çağırıyorum. Kedi canınızı sizin, dediğim de oluyor. Evde Hadibakalım ismini taşıyan bir beta balığım var. İki yıldır büyük ebatlı bir fanusta karizmatik ve beklentisiz bir hayat sürüyor. Onunla ilgilenmek istediğimde fanusa kafa atma girişiminde bulunuyor ve bunu tepkisel bularak mutlu oluyorum. Neyse ki iş yerindeki balıklarımız kadar sarsak değil. Ama yine de fark ettim ki benim olmayan bir şeye daha fazla ilgi gösterecek kadar çıkarcı ve bencilim.  Bunu fark etmek canımı sıktı sanırım. İyi günler. Doğru mu? Evet, inşallah.

2 Yorum:

pluie dedi ki...

Bence bu durum bencil olduğunu göstermez :)

Benim babamda 7-8 tane Japon balığı besliyor akvaryum içinde bunların dışında başka türlerde var bir kaç tane

Akvaryum renk renk çok hoş görünüyor.

Balık denildiği zaman aklımda

"mavi deniz kırmızı balık" kelimeleri geliyor.

Bir kaç yıl önce bir yerde okumuştum anlamlar ifade etti kullanır oldum :)

son olarak senin beslediğin balığında görüntüsü güzel:)

İyi geceler dilerim

sevgimle pluie

(bu arada bloğumu değiştirdim hazır cevap atmışken bildireyim dedim) :)

İyi geceler dilerim.

Bendenbenkim dedi ki...

Teşekkür ederim. Mavi, deniz, kırmızı , balık... Bir de "Küçük Kara Balık" vardı sahi. :)