16 Nisan 2011 Cumartesi

Bu Masalar

 
Ah şimdi ne eksik, hiç bilemiyorum.
Şimdi çay saati değil mi?
Şimdi bir yorgunluk kahvesi içilmez mi?
 Vakti değil mi soğuk bir biranın?
Şu deniz kıyısında, şu güzel vakit,
Niye boş bu masalar?

Bak, gel benimle…
Bak işte, gördün mü?
Buraya oturanların
Şu teneke kutularda yalanları köpürdü,
Önce onları içtiler.
Bu tabaklarda tüttü pişmanlıkları.
Yemek için soğumasını beklediler.
Şunlar vesveseci çay kaşıkları,
Hesapsız kırgınlıkları ıslanmış şekerler,
Titreyen elleri marifet buyurdu,
Önemsemediler.
Bu kurumuş simitler prensip meselesi.
Aç değillerdi ki, yemediler.
Günahlarını  tostlarından çıkarıp
Elleriyle sırnaşık kedilere verdiler.
Orada oturan kadın simidinin yarısını martılara attı.
Yanında oturan ise ciddi bir kahkaha… 
Tabi ki gelmeyecekler bir daha…

Sus! Tamam sus! Dayanamıyorum!

Susmayacağım.
Bu masalar boş çünkü sanıyorlar ki
Onlar susunca sen anlamıyorsun.
Oysa biliyorlar ki
Onlar susunca sen ölemiyorsun.
Örtüler ser riyalarına,
Beyaz örtüler...
Çünkü çıplak bu masalarda
Tüm öyküler...

2 Yorum:

neselihaller dedi ki...

Neselihaller was here :-)))

Günaydın, geldim, okudum, gittim :-))

Bendenbenkim dedi ki...

Şimdi benim hiç sevmediğim şu cumartesi gününde buraya bir neşeli hal gelmiş öyle mi, hoşgelmiş, hoşgitmiş, yine bekleriz. :)