5 Mayıs 2011 Perşembe

Sessizlik

Bir 4 Mayıs’ın en öğlen saatinde, bir şehrin en yağmurlu gemisine bindi. Biletinde numarası yazan koltuğu bulamadı, boş bir koltuğa oturdu. Biletimde numarası yazan koltuğu bulamamış gibi yaptım, yanına oturdum. Gülümsedi, mavi fularını boynundan çıkardı, tekrar bağladı. Mor renkli yuvarlak çerçeveli gözlüklerini burnunun ucuna indirdi. Tombul gözlerini devirerek ayakkabılarına baktı. 

“Babamın da var bu ayakkabıların aynısından. Aslında bunları giymeyecektim. Bugün bunları giymek istememiştim."

“Gayet şık görünüyorsunuz.”

Sessizlik.

“Nereye gidiyorsun?”

“Okula gidiyorum. Siz?”

“Ben 30 yıl önce bir şey… Bir yer… Yani otuz yıl sonra… Yani… Bir arkadaşımla görüşeceğim.”

Sessizlik.

“Belki bıraktığınız yerde öylece duruyordur.”

“Hiç durmaz.”

Sessizlik.

“Biliyor musun, her konuda dürüst olan insanlar, konu kendi duyguları olunca hiç dürüst olmazlar. Bu yüzden hep kaybederler.”

“Öyle mi olur?

“Öyle olur.”

Sessizlik.

“Ne güzel ellerin varmış senin, yaz günü gibi. Benim ellerim hiç alışamadığım şeyler yüzünden yaralar içinde. Bak… Bunlar rende izi…”

“Bence böyle de güzeller.”

Sessizlik.

“Sen hep farklıydın, hep yanlış yerdeydin.”

“Yanlış yer insanın kendi içinde.”

Sessizlik.

“Resim yapıyor musun hala?”

“Hayır. Yapamam artık.”

“Biliyordum böyle olacağını.”

"Olsun, olur öyle..."

Sessizlik.

“Biliyor musunuz? Bugün kendimden kurtarmam gereken bir şey var.”

“Kendimizi kendimizden kurtaracağız.”

Sessizlik.

1 Yorum:

evvah dedi ki...

Benim ellerim hiç alışamadığım şeyler yüzünden yaralar içinde. Bak… Bunlar rende izi…
çok güçlü,çok.